KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber  kars haberleri kars ajans

MEDYA KURULUŞLARININ EKONOMİ POLİTİĞİ

  AYŞENUR AKSU

          aysenursibu@gmail.com
         MEDYA KURULUŞLARININ EKONOMİ POLİTİĞİ

 Medya kuruluşlarının ekonomi politiği

‘Medya kuruluşlarının ekonomi politiği’ konulu araştırmada öncelikle ekonomi politiğin ne anlama geldiğine, ardından bu kavramın medyayı nasıl etkilediğine değinmeye çalışacağım. Politik ekonomi kavramı 18. yüzyılda ekonomi sözcüğünün içinden çıkmıştır ve tabi bunun arkasında tarihsel birtakım gelişmeler rol oynamaktadır. Bu noktada ise ulus devletlerin oluşumu rol oynamaktadır. Antik Yunan’da ekonomi sözünden evin bilgece ve dürüstçe yönetilmesi anlaşılıyordu. O dönemde üretim tüketmek içindi dolayısıyla ekonomi ev için kullanılıyordu. Ulus devletler ile birlikte ulusal ekonomiden bahsediyoruz ve ekonomi sözcüğünün başına ‘politik’ sözcüğü ekleniyor. Buradaki kilit nokta politik sözcüğünün eklenmesiyle anlamın devleti kapsayacak şekilde genişlemesidir. Yani aslında ekonomi sözcüğü önce devleti ve daha sora da medyayı dolaylı olarak etkileyen bir kavram haline geliyor.

Haber üreten, ürettikleriyle toplumu etkileme gücüne sahip olan medyanın nasıl bir ekonomik ortamda faaliyet gösterdiği, kimler tarafından kontrol edildiği önemli bir konudur. Çünkü medyayı var eden politikaların uygulanmasının kültürel, sosyal, politik ve ekonomik sonuçları vardır. Zaten ekonomi politik bu noktada medya ile ilişkilenmektedir. Diğer taraftan  pek çok ülkede, ki Türkiye de bunlar arasındadır, medya şirketleri, diğer şirketler gibi kâr amacı güden şirketlerdir. Ancak bununla birlikte medya şirketlerinin üretim gelir ve maliyet yapıları ve faaliyet gösterdikleri piyasaların koşulları kendine özgü özellikler taşımaktadır. Medya endüstrisini genel olarak bu alana yatırımın büyük sermaye gerektirmesi, reklam gelirlerine bağımlılık ve hükümet politikaları gibi faktörler belirlerken, daha geniş açıdan bakıldığında dünyada hâkim olan ekonomi politikaları da sektör üzerinde etkili olmaktadır. Türkiye’de basın 1960’lardan itibaren endüstrileşmeye başlamış, 1980’lerle birlikte ekonomik faktörlerin etkisi artmıştır. Dünyayla paralel şekilde Türkiye’yi de etkileyen neoliberal ekonomi anlayışı ve deregülasyon politikaları, gazete ve dergi yayıncılarının holdingleşme yönünde adımlar atmasına ve başka sektörlerde faaliyet gösteren sermaye sahiplerinin bu alana yönelmesine neden olmuştur. Bu holdingleşme eğilimi, 1990’larda özel radyo ve televizyon yayıncılığının başlamasıyla hızlama sürecine girmiştir. Birleşmelerle güçlerini arttıran,  kurdukları kartellerle, veya promosyon savaşlarıyla ön plana çıkan rekabet stratejileri izleyen medya grupları 2001 krizinden olumsuz etkilenmiştir. Krizden özellikle finans sektöründe yatırımı bulunan medya grupları etkilenmiş, bazıları piyasadan silinmiş, bazıları ise Tasarruf Mevduatı ve Sigorta Fonu’na (TMSF) devrolmuştur. TMSF, 2002’den itibaren elindeki medya kuruluşlarını satışa çıkarmaya başlamış, ekonomideki olumlu gelişmelere paralel olarak özellikle 2005’ten itibaren yatırımcıların medyaya ilgisi artmıştır. Yani, neo-liberalizm adı verilen bu süreçte iletişim sistemleri de dolayıyla yeniden yapılanma içine girmiştir. Bu dönemde neoliberal politikaların bir sonucu olarak ekonominin özel girişimlere açılmasıyla kamu yayın kurumları eski gücünü kaybetmiştir. Ticari yayın kuruluşlarının etkisi de buna paralel olarak artmıştır. Özellikle 1980’lerde medyanın böyle bir dönüşüm yaşamasında mülkiyet yapısındaki değişimin önemi büyüktür. Mülkiyet yapısındaki bu değişiklikte yukarıda bahsettiğim holdingleşme eğilimini doğurmuştur. Bu ticarileşme ve tekelleşme süreci haber üretim sürecini de etkilemiştir. Bu süreçte haber, yayın kurumunun ticari ve siyasi çıkarları doğrultusunda belirlenen yayın politikalarına uygun olarak üretilmiş sıradan bir meta haline gelmiştir. Artık haberler yayın kurumunun ekonomi politiği çerçevesinde belli bir seçime tabi tutulmakta, şirket çıkarlarını besleyen haberler yayınlanmaya değer görülürken bu çıkarlara uymayan haberler yayınlanmamaktadır. Bu eleme işlemi artık doğal hale gelmekte ve gazeteciler bu süreci sorgulamamaktadır. Profesyonellik adına egemen ideolojiyi yeniden üreten günlük pratiklere medya alanında da bu şekilde devam edilmektedir. Bu süreç, ekonomi politiğin medya kuruluşlarını nasıl etkilediğini gözler önüne sermektedir. Haber yapılırken profesyonellikten kaynaklandığı düşünülen birtakım kararların verilişi etkileyen aslında haber kuruluşlarının kaygılarıdır.

Türkiye’de çalışanların hakları ilk olarak 1936 yılında yürürlüğe giren İş Kanunu ile belirlenmiş, ancak gazeteciler kanunun kapsamı dışında bırakılmıştır. Gazeteciler için ise 1938 yılında 5311 Sayılı Basın Birliği Kanunu yürürlüğe girmiştir. Basın Birliği Kanunu, esas olarak gazetecilerin bir oda etrafında toplanması, odaya kaydolmayan gazetecilerin bu mesleği icra etmemesi fikrinden yola çıkan tek parti yönetimi uygulamalarından biri olsa dahi, 1952 yılında yürürlüğe giren 5953 Sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’un temelini oluşturmuştur. Tek parti döneminin sonlarında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP),  iktidarı kaybetme korkusuyla basın üzerindeki sıkı denetimini yumuşatsa da  gerek II. Dünya Savaşı nedeniyle yaşanan ekonomik sıkıntılar ve ilan gelirlerinin düşmesi, gerekse İsmet İnönü’nün savaş konusunda benimsediği denge tutumu, gazete ve dergilerin özgür bir ortamda yayın yapmasına izin vermemiştir. 1950 seçimlerini kazanarak iktidara gelen Demokrat Parti, iktidara geldiği ilk yıl Basın ve Matbaalar kanunlarını değiştirmiştir. Yeni basın kanununa göre gazete ya da dergi çıkarmak için izin alınması gerekliliği ortadan kaldırılmış, bildiri verilmesi yeterli görülmüş, basın suçlarını yargılama yetkisi özel mahkemelere verilmiştir. Demokrat Parti’nin ilk yılları basınla son derece barışık şekilde geçmiş, hatta 1952 yılında yürürlüğe giren bir kanunla gazetecilere sendika kurma, sigortalılık, yazılı iş anlaşması, haftalık tatil, izin gibi haklar tanınmıştır. Bu sayede 10 Temmuz 1952’de İstanbul Gazeteciler Sendikası kurulmuştur. 1960 darbesinin ardından Milli Birlik Komitesi iktidarın keyfi ilan dağıtımı uygulamasının önüne geçmek için önce Basın İlan Kurumu’nu kurmuş, ardından başka bir kanunla “212” olarak bilinen, gazeteciler lehine yeni düzenlemeler eklemiştir. Komite’nin gazetecilerin haklarını koruyan bu kanununa ve Basın İlan Kurumu’nun varlığına ilk ve en ciddi tepki basın patronlarından gelmiş, durumu protesto eden patronlar (Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul ve Yeni Sabah gazetelerinin patronları) üç gün gazete çıkarmamışlardır. Bu gazetelerde çalışan gazeteciler, Gazeteciler Sendikası’nın desteğiyle bu üç gün boyunca Basın adlı bir gazete çıkarmışlardır. 5953 Sayılı Kanun bugün halen medyada çalışma ilişkilerini düzenlemek üzere yürürlüktedir. Ancak yasanın gazetecilere tanıdığı özel haklara rağmen, medya sektörü uzun yıllar sosyal güvencesiz gazeteci çalıştırma ve 5953 Sayılı Kanun yerine İş Kanunu hükümlerince gazeteci çalıştırma gibi uygulamalara sahne olmuştur. 1990’lı yıllardan bugüne olumlu gelişmeler kaydedilse de, gazetecilerin çalışma koşullarına ilişkin sorunların büyük bir kısmı bugün hâlâ varlığını sürdürmektedir. Öte yandan, işgücündeki rekabet ve işsizlik korkusu gazetecileri kendi sorunlarını çalıştıkları medya vasıtasıyla dahi duyurmalarına engel olmaktadır. Bu bilgiler doğrultusunda medya sektöründeki çalışma ilişkilerinin iktidarla yani hakim güçle de bağlantılı olduğu sonucunu çıkartmak mümkündür.

Sonuç olarak bu bağlamda ekonomi politik yaklaşımına eleştirel bir bakış açısı olarak Albert Camus’un da belirttiği gibi ‘basın, hükümetin ve paranın gücüne bağımlı olmadığı zaman özgürdür’. Fakat medya ve hakim iktidar bu konuda insanlıkla aynı fikirde değilidir. Onun için önemli olan sermaye ile ortak hareket etmek suretiyle dünyanın sonunu hızlandırmaktır. Gerçeklikte aslında bunu göstermektedir ve “dünyanın ve insanların karşı karşıya bulunduğu temel sorunlarla ilgili bilgi ve haberin yayılması ve tartışılması demokratik hassasiyetin gelişmesi ve demokratik eylemlerin gelişmesi için toplumun ortak sorunları hakkındaki bilgilerin yayılması bir zorunluluktur. Çünkü böyle olmadığı taktirde insanlara bilgiler taraflı bir şekilde iletilecektir ve dolayısıyla sorunlar çözülmeyeceği gibi, daha da artacaktır.

  • Yahoo'da Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Facebook'ta Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
Bu Yazı 25547 Defa Okundu
2013-11-16

SON YAZILARI

Dayım İçin Özgecan İçin Gazetecilik ve Etik Özgürlük üzerine Medya kuruluşlarının ekonomi politiği Yerel Seçimler Öncesinde Kadın’a Bakmak

YORUMLAR

Abone Girişi

Yeni Abonelik        Şifre Unuttum ?




















VİDEO HABERLER
Kars Lojistik Merkezi’nin temeli atıldı
Kars Lojistik Merkezi’nin temeli atıldı
Anketler
ÇOK OKUNANLAR
Kars Lojistik Merkezi’nin temeli atıldı
Kars Lojistik Merkezi’nin temeli atıldı

Referandum Sonuçları, Kars Referandum Sonuçları, 2010 Referandum Sonuçları, Referandum Oy Sonuçları, Türkiye Referandum Sonuçları, izmir haber, canlı referandum sonuçları

RSS © 2010 KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber kars haberleri kars ajans
KHA Tan Ofset San.Tic.'nin Kurulusudur. Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır