|
Ben, aslında ben iken ...
Ve ben büyüdüm...
Çocuktum bir zamanlar, herkes gibi...
Ben, aslında ben iken;
Hayatımın; İki ray demirin üzerine oturtulmuş tahta parçasının üzerinde, yokuş aşağı kayarken biteceğini düşünürdüm. Mahallede sırayla binilen bu değerli tahta parçasının urgandan olan direksiyonu beni başka takvim yapraklarına hızlı bir film şeridi gibi sürükledi belki de. Ama bir türlü inemedim üzerinden. Belki de korkaklıktı benimkisi. Bir ayağım yerde, bedenimin ise hala tahta parçasında kalması ne şekilde ifade edilebilirdi ki başka?
Ben, aslında ben iken;
Şimdikinin aksine pazar günlerini hiç sevmezdim ben. Her pazar banyo yapmak sıkıcı gelirdi. Ne lüzum vardı ki , "ellerimi hep yıkıyorum ya, yüzümü de yıkıyorum her sabah, kıyafetlerim zaten üzerimin kirlenmesini engellemiyor mu? Madem engellemiyor bu sıkıcı ayakkabıları neden giyiyoruz ki?" der dururdum. Tabi ki bu kadar hayıflanma sonrası “şefkatli bir anne elinde de olsa” beyaz kalıp sabunların başıma vurulmasından sonra acıtmaması imkânsızdı. Neden kızıyordu ki annem? Herhalde koşmalıydım banyo bitince sokaklarda. Hatta yalın ayak koşardım, ödül vermeliydim çünkü ayaklarıma.
Ben, aslında ben iken ;
Koşarken düşmeyi öğrenmiştim Kars’ın çamurlu boş arsalarında. Her düştüğümde de kalkmayı elbet. "Acımadı ki !" demek gururumdan olsa gerek, canım adeta kanayan dizlerimde olurdu. Gözlerim dolu dolu olurdu. Ama ben yine de acıyan yerlerimi söyleyemezdim. Hoş, şimdi de acımadı diyorum kanasa da kanayan kalbim.
Ben, aslında ben iken ;
Kars a usul usul kar yağardı alabildiğince beyaz gökyüzünden. Ellerime taktığım eldiven değil, birkaç kat çorap olurdu kartopu oynamak için. Bir şeyin yerine sahip olduğum diğer bir şeyi kullanmayı öğrendim ben bu biri farklı, diğeri farklı ellerimde ki çoraplarla. Ağzımı açıp gökyüzüne doğru su içmeyi öğrendim birde. Benim mahalleme hafta da iki kez tankerlerle su getirilirdi. Biz sevinçle koşardık elimizde ki bidonlarla olabildiğince hızlı yırtık ayakkabılarımızla.
Ben, aslında ben iken ;
Simittttt diye sokakları inleten kaç kişiyi kovaladım bilmem. Bir, iki, üç... Yok, yok sayılmaz. Hala simit diye bağırıp gezenlerin peşinden sokak sokak koşarmıyım? Bilinmez. Şimdi avazım çıktığında sessiz bir çığlık atıyorum, tabi ki duyulmaz. Ben bir zamanlar bağırsam çocuk derlerdi, şimdi bağırsam deli derler elbet. Ama neden ben hala o ben değimliyim? Belki de hala küçüğüm, ben hala inmedim o tahta arabadan. Hala kar kaplı yolların üzerinden hızlı geçiyorum takvim yapraklarını.
Ben, aslında ben iken ;
Vazgeçtim çocuk olmaktan. Ama ne çocuk kalabildim, ne büyüyebildim. Takılı kaldım iki yaşantının arasında. Ben büyüdüm, hala korkuyorum. Ben daha küçüğüm, zorla yıllar sonrasına itiliyorum. Şunu biliyorum ki ben artık ben değilim, ben ben olmaktan çıkalı çok oldu...
|