|
Avrasya Birliği’ne Doğru
2012’nin ilk gündem maddelerinden biri, Avrasya Birliği Projesi olmuştur.
Projeyi gündeme getiren gelişme, Rusya, Kazakistan ve Belarus arasında 1 Ocak 2010’da kurulan Gümrük Birliği’nin, 1 Ocak 2012 itibariyle “Tek Ekonomik Bölge”ye dönüştürülmüş olmasıdır.
Bu gelişme, Türkiye’de, Avrasya Birliği için önemli bir adımın atılmış olduğu, Birliğin çok yakın olduğu gibi görüşleri de beraberinde getirmiştir.
Avrasyacılığın tarihi temelleri 20. Yüzyıldaki jeopolitikaçılar tarafından ön plana çıkarılmıştır.
ABD’li jeo siyasetçi Nicholas john spykman’a göre ;
“Kenar kuşak ülkelerini hâkimiyet altında tutan; Avrasya’ya hükmeder. Avrasya’ya hükmeden dünyaya hükmeder’’ fikrini savunmuştur.
Lev Gumilyov ise 1950 ve 60. Yıllarda yaptığı çalışmalarda Rusya’nın Batıyla ittifak yerine Avrasya Birliği’nin geleneksel olarak Katolik Avrupa’ya, Müslüman Güney’e ve Çin’e karşı olduğunu vurgulamaktadır.
Lev Gumilyov’un bu çalışması 1990’larda Rusya’da çok yankı yapmış ve yeni Avrasyacılık jeopolitik yaklaşımın düşünsel kaynaklarından birini oluşturmuştur.
Avrasya Birliği’ni “Putin’in projesi” olarak adlandırabiliriz. Vladimir Putin’in bu projeye önem vermesinin ise birçok nedeni vardır. Putin, iktidara geldiğinden itibaren SSCB’nin yıkılışının büyük bir felaket olduğunu dile getirmektedir.
Avrasya Birliği ile de Putin, adeta SSCB’yi yeniden canlandırmayı planlamaktadır.
Rusya’ya göre 20.yüzyıl Avrupa Birliğinin liderliği, 21.yüzyıl ise Avrasya Birliğinin liderliği olarak belirtilmektedir.
Tabii ki, böyle bir Birlik’ de sadece Kazakistan ve Belarus yer almayacaktır.
Avrasya Birliği uzun süreden beri Türkiye’nin de gündemini işgal etmektedir. Özellikle AB ile sorunların yaşandığı dönemlerde Türk yetkililer ve uzmanlar Avrasya Birliği’nden bahsetmektedirler.
Bu yüzyılda Türkiye’nin çok-yönlü bir politika izlemesi gerektiği, bunun tarihinin ve coğrafyasının bir zarureti olduğu bilinmektedir.
Türkiye’nin Batı haricinde, Ortadoğu ile de, Kafkasya’dan Pasifik’e kadar uzanan coğrafya ile de ilişkilerini geliştirmesi gayet doğaldır ve elbette Avrasya sahasında da Türkiye’nin etkin bir konumda olması beklenmektedir. Ancak bunun sadece Avrasya Birliği’ne üye olunarak gerçekleşebileceği düşünülmemelidir.
Unutulmamalıdır ki, Türk dış politikası alternatif aramak değil, alternatif üretmek zorundadır.
|