|
MUHABBET, GÜL ÜSTÜNE!..
Gül, gerek divan gerekse halk şairleri tarafından en çok söz edilen çiçeklerin başında gelir. Sevgilinin yüzü ve yanağı ile sıkı bir münasebeti vardır. Hem koku hem de renk bakımından çok güzel olan gül, daima tazedir (verd). Şairlerimizde özellikle bahar mevsiminin yeri apayrıdır. Bahar demek; neşe, canlılık, renklilik, dağlar, kırlar, yeşillikler, kısacası yaşama sevinci, sevgi ve aşk demektir. Bütün bu unsurlar dile getirilirken kullanılan temel mazmunlardan yegâne gül tercih edilmektedir. Gülün diğer çiçeklerden, bitkilerden ayrılan özelliği bulunmaktadır. Bunların yanında ayrıca edebiyatımızda gül, bülbülün sevgilisi olarak da yer alır. Gül mazmunu bütün bunların yanında, mistik boyutu ile de kültürümüzde yerini almıştır. Tasavvufta gonca halindeki gül, birliği; açılmış gül ise birliğin çokluk halinde görünüşünü temsil eder. Bunların yanında gül, Hz. Muhammed’le de ilişkilendirilmiştir. Âşık Sümmânî, bir şiirinde aşkın ilahî boyutlarını açıklarken bir yerde şöyle der:
Bir şem’in aşkına oldum pervâne
Büsbütün yanardım yâr olmasaydı
Zemin-i cihânda gül mü biterdi
Eğer ki mübârek ter olmasaydı
Sümmânî, kısaca ‘’eğer o mübareğin teri olmasaydı yeryüzünde gül bitmezdi’’ demektedir. Sümmânî’nin burada bahsini ettiği husus, gülün, Hz. Muhammed’in yere düşen terinin damlalarından vuku bulması olayıdır. Rivayete göre, Peygamber efendimiz Mirac’a çıkarken terinden birkaç damla yere düşmüş ve düşen bu damlalardan ilk kokulu gül meydana gelmiştir. Bu sebeple gül, edebi ve tasavvufi kültürümüzde kutsanmış bir figür olarak karşımıza çıkmaktadır. Süleyman Çelebi de ‘Mevlid’inde gülün bu özelliğine ayrıca vurgu yaparak Hz. Muhammed’in her bir terinden ayrı bir gülün bittiğini söyler:
Terlese güller olurdu her teri
Hoş direrlerdi terinden gülleri
Yunus Emre, meşhur ‘Sarı Çiçek’ ilahisinde, çiçeğe ‘gül, sizin neniz olur’ diye sorduğunda, çiçek; ‘’Gül Muhammed deridür’’ diye cevap verir. Yine Yunus başka bir şiirinde de:
Gül Muhammed deridür bülbül onun yâridür
Ol gül ile ezeli cihâna bile geldüm
Gül kokusu bakımından da ayrıcalıklı bir öneme sahiptir. Çünkü gülün kokusundan Hz. Muhammed’in kokusu tecrübe edilir:
Güllerin kök ve dalları
Mustafa’nın hoş teridir
Onun gücü sayesinde gülün hali
Şimdi dolunay olmaya doğru gelişir (Mevlânâ)
Halk arasında yaygın olan ‘gül koklamak sevaptır’ düşüncesi, şüphesiz bu çiçeğin ve kokusunun Hz. Muhammed’i sembolü ile ilgilidir. Mevlidlerde gülsuyu ikramı başlı başına bir törendir. Gül suyunun bu tarzda kullanımı her biri eşsiz bir sanat niteliği taşıyan gülâbdânlar yapılmasına yol açılmıştır. Gülâbdân, bilindiği gibi, gül suyu serpmek için kullanılan ağzı dar, gövdesi geniş kaplardır.
Divan şiirinde, özellikle de tasavvufi şiirde, Hz. Muhammed güle, peygamberlik ise daima gül bahçesine (gülzâr) benzetilmiştir. Bu benzetmenin ayrıca Hz. İbrahim’in ateşe atılmasıyla ateşin gül bahçesine dönüşmesi olayıyla da sıkı bir bağlantısı vardır. Sultan I. Ahmed’in aşağıdaki meşhur dörtlüğü gül ve peygamber sevgisini birleştiren güzel örneklerden biridir:
N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâim
Kadem-i pâkini ol Hazret-i Şâh-ı Rüsûlün
Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sâhibidir
Bahtiyâ durma yüzün sür kademine o gülün
(Ne olurdu, o Resuller sultanının temiz ayağını tacım gibi daime başımda taşısaydım. Peygamberlik gül bahçesinin gülü, o ayağın sahibidir. Ey Bahtî, durma, o gülün ayağına yüzünü sür.) Yine, Alvarlı Efe de aşağıdaki beytinde; peygamberliği gül bahçesine benzeterek, Hz. Muhammed’in son peygamber oluşunu işaret eder.
Gülistân-ı risâletde gül-i ter
Nübüvvet bahçesinde verd-i ahmer
Divan şairleri de gül mazmununu, Hz. Muhammed’in terinden meydana gelmesi olayıyla ilgili olarak ‘ter’ ve ‘katre’ kelimeleriyle birlikte anarak daha çok ‘gül-i ter’ terkibi üzerinde yoğunlaşırlar. Burada ‘ter’i tevriyeli olarak hem ‘ter, damla’ hem de ‘taze’ anlamında kullanırlar. Meselâ Bâki aşağıdaki beytinde, âşığın sevgilisinin yoluna döktüğü yaşları, sevgilinin yüzünde gülün açılmasına yorar:
Dökme yaşun katresin hercâyî dilber yoluna
Yüzü açılmış güzel gül gibi ter-dâmân olur
Muhammed Gülü:
Görüldüğü gibi gül, tasavvufi sembolizmde ilahi güzelliği ifade ettiği gibi, Allah’ın sevgilisi Hz. Muhammed’i de temsil etmektedir. Peygamber ve gül sevgisi, gül şeklinde Hilye-i Şerifeler yapılmasına da yol açmıştır. Verd-i Muhammedî veya Gül-i Muhammedî denen bu hilyelerde dal ve yapraklar ortasında açılmış tek gülün üzerine ‘Muhammed’ yazısı, üst sağdaki gülün yapraklarında Allah’ın soldaki gülün yapraklarında da Hz. Muhammed v isimleri, yapraklara da Ali, Hasan, Hüseyin, Fatma ve cennetle müjdelenenler yazılmaktadır.
Gül, bu dini ve metafizik anlamlarıyla sadece şiirde değil, bezeme sanatının her dalında sevilerek kullanılmıştır. Taş oymacılığında, çini, seramik, duvar resimlerinde, kumaşlarda, kitap ciltlerinde sayısız gül figürü vardır. Kur’ân’daki hizib, secde ve aşir işaretlerine de gül adı verilir.
(Not: Yukarıdaki Gül-i Muhammedî resmi, Annemarie Schimmel’in ‘’Ve Muhammed O’nun Elçisidir, Kabalcı Yay. İst. 2011’’ isimli eserinden alınmıştır.
|