|
Ayrık otları ve gül bahçesinin dönüşümü
Sevgili dost, bugünlerde Afrikalı (Fas-Mağrib) Müslüman düşünürlerden Cabirî’yi okurken kullandığı bir kavram dikkatimi çekti. Nevâbit. Onu seninle paylaşmak istedim. Ayrık Otu.
Biliyorsun, ayrık otları düşünce geleneğimizin ve Cabiri’nin yer verdiği gibi felsefî mirasımızın metafor kavramlarından birisi. Sözgelimi edebi/şiir geleneğimizde aynı ismi taşıyan bir şiir, ayrık otunu, kendisi kurusa bile gözü yeşermeye hazır olan, yeşermek için fırsat bekleyen, yeşerdiğinde egemen olmak için çabalayan, hızla yayılıp çoğalan, atılan zehirlerin hiç birisinden tam olarak etkilenmeyen bir canlı, bir varlık olarak tanımlar. Bu özelliklerine ilaveten onu, hem cinslerinde olduğu gibi biçilebilecek bir uzunluğu olmayan-ulaşamayan, yararsız, bir metrelik yer istemesine rağmen girdiği yerlerde yararlı fidelere zarar veren, çevresini sarıp sarmalayan bir ot olarak belirtirler. Bu yönüyle olmalı bir başka şair, onu eski psikolojinin nefs’ine benzetir. O sevilmez, ona şefkat ve merhamet gösterilmez. Ama o sırnaşıktır, sınır tanımaz, davranışları bozuktur. Özetle o “münbit toprakların, bereket âşıklarının fevkalade hasmıdır.” Çünkü ayrık otu, gönül bağlarını sarar, gül bahçelerini talan eyler, kökleriyle bağların ve güllerin hayat sularını tüketir. Tek bir çaresi vardır üzüm bağları ve bahçe gülleri için. Başka diyara göç etmek yahut ölümü seçmek.
Sözlüklerin Arapça isim olarak aldığı “nâbite”nin çoğuludur “nevâbit”. Özelde ayrık otudur, genelde bitki. Bir sözlüğe göre nevâbit, aynı zamanda dünya ahvalinden habersiz olmaktır. Bir başkasına göre her daim taze ve genç olmaktır. Buna mukabil ayakları yere basmaktır, yer üzerinde yükselmektir, bir yerden çıkıp yayılmaktır.
Farabi’nin Fazıl Medine’sini (ideal devlet) duymuş olmalısın. Ayrık otları, felsefî mirasımızda Fazıl Medine’nin (ideal devlet) bir azınlığını ifade eder. Onlar akıl şehri olan Fazıl Medine’de yaşarlar. Akıl şehri, burada iki anlamı ifade eder. Birincisi şehrin yöneticisini, ikincisi o yöneticinin vaz ettiği yasayı. Yöneticisi ve yasaları akıl olan şehrin sakinleri, çoğunluk olarak faziletli insanlardır. Başka bir deyişle gül bahçesinin açan gülleridir, meyve veren bağların üzümleridir. Onlar mutludurlar. Mutlu çoğunluğun içlerinde/aralarında bir azınlık vardır. Gül bahçesinin orasında burasında bitivermişlerdir. Bahçenin özüne ve şekline zararları yoktur. En azından Farabi’nin gül bahçesinde öyledirler.
Gün olur devran döner. Felsefî mirasımız Endülüs’e intikal eder. Bir başka gül bahçesine, yani Cabiri’nin komşu topraklarına. Ama bu sefer, gül bahçesi Farabi’nin gördüğü/tasarladığı gül bahçesi değildir artık. Düşünürüyle birlikte o da mirastır artık. Fakat bu sefer gül Endülüs’te açmıştır, ama gülün dikenleri değil, ayrık otları basmıştır bahçeyi. Hani bir metre toprak yetiyordu ya, hani yeşermek için küçük bir fırsat istiyordu ya. Endülüs’te bulmuştu o fırsatı. Yeşermiş, varoluşa geçmişti. Yeşermekle, hayat hakkı kazanmakla yetinmemişti. Fırsatlar aramıştı. Tasavvuf’un kötü nefsi gibi. Genişlemiş, çoğalmış, bahçeye egemen olmuşlardı. Farabi’nin gül bahçesinin aksine güller uzlete çekilmişti. Daha doğrusu Farabi’nin bahçesindeki güller ile nevâbit, Endülüs bahçesinde yer değiştirmişlerdi artık. Egemenler ayrık otlarıydı, güller azınlık.
Oysa gül bahçesi, gül bahçesi olmalıydı. Olması gereken gül bahçesi idi. Hakikat ise nevabit bahçesiydi. Olması gereken ayrık otlarından arındırmaktı, hakikat ayrık otlarının hakimiyetiydi. Onlar çoğalmışlar, seneler içersinde şehri değiştirip dönüştürmüşlerdi. Onlar artık, kendilerini gül goncaları diye takdim ediyorlardı. Şehirde her türlü bozgunluk, her türlü kötülük kol geziyordu. Oysa yıllardır, Gül bahçesi adına, gül bahçesi yasalarını ıslah çalışmaları sürüyordu. Cabiri’ye göre burası İbn Bacce’nin gül bahçesiydi, ama gelecekte var olacaktı. Gül bahçesinin kırmızı gülleri (fazılları) gelinciklere (guraba) dönüşecekti. Çünkü ayrık otları, mutluluğun/saadetin anlamını değiştirmişler, olması gereken yönetim ve yasayı, kendi egemenlikleri yönünde vaz etmişlerdi.
|