Sarıkamış Harekâtı’nın tarihsel arka planı
2012-02-05 - 16:17
KARS
Sarıkamış Harekâtı’nın tarihsel arka planı
Doç. Dr. Tuncay Öğün’ün, SARKA’nın, “Türk Halkının Sarıkamış Algısı” yayınında yer alan, “Sarıkamış Harekâtı’nın tarihsel arka planı” yazısı:
Sarıkamış, Sibirya iklimini andıran şiddetli kış mevsimine rağmen, sahip olduğu doğal güzellikleriyle, insanlara ayrı bir keyif veren küçük bir yerleşim yeridir. Yeşilin ve beyazın ahenkle buluştuğu karlı ormanları, temiz havası ve buz gibi pınarlarıyla Sarıkamış, doğal güzelliklerinin yanında sahip olduğu kayak tesisleriyle, kış turizmi açısından da Türkiye’nin önemli merkezlerinden biridir. . Bugün, dinlenmek, eğlenmek ve spor yapmak isteyenleri cezp etmeye başlayan bu güzel yurt köşesi, bundan 97 yıl önce, 1914–1915 kışının en soğuk günlerinde yüreklere korku salan, tüyler ürperten bir büyük savaşa sahne olduğunda şimdiki görüntüsünden çok farklıydı.
O zamanki Sarıkamış, ünlü 93 Harbi’nden sonra bölgeyi ele geçiren Ruslar tarafından, inşa edilmiş küçük, modern bir garnizon kasabasıydı. I. Dünya Savaşı başladığında hâlâ küçük bir kasaba olmasına rağmen, Kafkas cephesindeki en önemli stratejik noktalardan biriydi. Bu nedenledir ki Osmanlı ordusunun, Rus kuvvetlerini yok etmek amacıyla, 22 Aralık 1914 tarihinde başlattığı taarruz sırasında çarpışmalar daha ziyade bu küçük kasaba etrafında yoğunlaşmış ve bu taarruz, tarih sayfalarına Sarıkamış Harekâtı adıyla kaydedilmiştir. Bu harekât sırasında Türk ordusu, tarihinde eşi görülmemiş bir hezimete uğradı. Öyle ki, aradan bunca yıl geçmesine rağmen Sarıkamış Harekâtı ve bu harekâta ait trajik anılar, hafızalardan silinmemiştir. Doksan bin kişilik büyük bir ordunun düşman ateşinden çok, dondurucu soğuklar, açlık ve hastalıklar yüzünden Sarıkamış civarındaki karlı dağlarda neredeyse tamamen yok olması, bir yazarımızın yıllar önce ifade ettiği gibi “hâlâ kafalarımızın içerisinde beyazlaşmış bir kor sıcaklığı ile durmaktadır.” Sarıkamış Harekâtı hakkında şimdiye kadar çok şey söylendi: Bu harekâtın en küçük bir başarı şansı bile bulunmadığı öne sürüldü. Dönemin Başkomutan Vekili Enver Paşa, hezimetin tek sorumlusu olarak gösterildi. Bir maceraperest olduğu ileri sürülen Enver Paşa’nın Almanların Avrupa cephesindeki yüklerini hafifletmek uğruna, 90 bin askeri Sarıkamış dağlarına gömdüğü söylendi. Hatta daha da ileri gidilerek hain olduğu bile îmâ edildi.
Enver Paşa ve Sarıkamış Harekâtı aleyhindeki bu tür görüşlerin ortaya çıkmasına, harekâta 9. Kolordu Kurmay Başkanı olarak katılan Şerif Köprülü’nün, 1921 yılında Akşam gazetesinde yayınlanan ve daha sonra, Sarıkamış İhata Manevrası ve Meydan Muharebesi adıyla kitap haline getirilen anıları öncülük etti. İttihatçılar ve Enver Paşa aleyhinde adeta bir karalama kampanyasının başlatıldığı mütareke döneminde yayınlanan bu anıların etkisiyle, Sarıkamış Harekâtı’nın kaybedilmeye mahkûm, Türk askerlerinin hayatını hiçe sayan delice bir taarruz olduğu günümüze kadar tekrarlanıp durdu.
Oysa Türklere karşı çarpışan birliklerde görev alan Maslofki ve Nikolski gibi Rus generallerinin harekât hakkındaki görüşleri, yukarıda belirtilen iddiaların gerçeği yansıtmadığını, en azından bu görüşlerin şüpheyle karşılanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Zira bu Rus generalleri, Sarıkamış Harekâtı’nı başarı şansı yüksek, cüretkâr bir taarruz olarak değerlendirmiş ve kendileri için ciddi bir tehlike oluşturduğunu belirtmişlerdir. Onlara göre, kahramanca çarpışan Türk askerleri harekâtın ilk günlerinde galip gelebilecek durumdayken, Enver Paşa’nın maiyetindeki üst düzey komutanlarının inisiyatiflerini sorumsuzca kullanmaları nedeniyle bunu başaramamışlardır.
HAREKÂT PLANI VE AMACI
1. Dünya Savaşı başladığında Ruslar, asıl kuvvetlerini Almanlara karşı savaşmak üzere Avrupa cephesine yığdıkları için, Kafkas cephesinde fazla güçlü değillerdi. Ancak bu zaaflarına rağmen, 1 Kasım 1914 günü sınırı aşan Rus kuvvetlerinin, Türk kuvvetlerince cepheden yapılan taarruzlarla yenilgiye uğratılması mümkün olmadı. Kasım ayının ortalarına kadar devam eden Köprüköy ve Azap savaşlarında kısmî başarılar elde edildiyse de, Ruslara ciddi bir darbe vurulamadı. Bu durum, Rus kuvvetlerinin cephe savaşıyla alt edilemeyeceğini gösterdi.
Cephe savaşlarında başarılı oldukları gözlenen Rusların, kuşatma harekâtları karşısında fazla etkili olamadıkları biliniyordu. Almanlar, 1914 Ağustos’unda başarılı bir kuşatma harekâtıyla Rusların üstün kuvvetlerini Tannenberg’de ağır bir yenilgiye uğratmışlardı. Bu sırada Berlin’de bulunan Türk ataşesi de İstanbul’a gönderdiği bir raporda; “Rusların terkedilmiş mevzilerine taarruz etmenin yararsız olduğunu, Ruslara karşı en etkili hareketin kuşatma olacağını” bildirmişti.
Bu gelişmeler, Enver Paşa’yı Sarıkamış üzerine bir kuşatma harekâtı yapmaya yönlendirdi. Aras vadisindeki 65 bin kişilik Rus ordusunu imha etmek üzere tasarlanan bu kuşatma harekâtı, aslında büyük ve kapsamlı bir planın sadece ilk ve en önemli bölümünü oluşturmaktaydı. Nitekim I. Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı ordusunda görev yapan Alman Generali Liman von Sanders, anılarında, Enver Paşa’nın kendisine, bu harekâtın plan ve amaçlarını şu şekilde izah ettiği nakledilmiştir:
“Enver elindeki haritanın üzerine 3. Orduya yaptıracağı harekâtın bir krokisini çizdi. Buna göre Enver, anayol istikametinden ve cepheden 11. Kolordu ile Rusları oyalarken, diğer iki kolordu (9. ve 10. Kolordular) sola doğru ve dağlar üzerinden günlerce devam edecek bir yürüyüşle Sarıkamış’ta Rusların yan ve arkasını çevirecek, sonra da 3. Ordu Kars’ı zapt edecek.... Konuşmanın sonunda hayalî ve dikkat çekici fikirler ortaya attı. Bana ileride Afganistan üzerinden Hindistan’a yürüyeceğini bile söyleyerek veda etti.” Öte yandan, 3. Ordu komutanı Hazan İzzet Paşa, tasarlanan kuşatma harekâtının başarılı olacağına inanmıyor ve taarruz konusunda de pek istekli görünmüyordu. Ancak onun görüşlerine itibar edilmeyerek kuşatma hareketinin yapılıp yapılamayacağını yerinde araştırmak üzere Hafız Hakkı Bey, Kafkas cephesine gönderildi. Hafız Hakkı Bey, 3 Aralıkta şu raporu gönderdi:
“Bir kolordu ile cepheden ve iki kolordu ile Bardız-Oltu üzerinden ihata ile Ruslara muvaffakiyetli taarruz yapılabileceğini yerinde tetkik ettim. Rütbem tashih olunursa ben de bu işi yaparım.”
Ordu komutanı ile kolordu komutanlarının yeterli derecede azim ve cesaret sahibi olmadıklarından taarruz konusunda pek istekli davranmadıklarını da aynı rapora eklemişti. Hafız Hakkı Bey’den duymak istediği cevabı alan Enver Paşa, ordu komutanını taarruza teşvik etmek veya gerekirse taarruzu bizzat komuta etmek üzere cepheye gitmeye karar verdi. Yanında Genelkurmay Başkanı General Bronsart von Schellendorf, Harekât Şubesi Başkanı Yarbay Feldman ve diğer maiyeti ile İstanbul’dan hareket etti. Heyet, Aralık’ın 15’inde Köprüköy’deki ordu karargâhına ulaştı. Enver Paşa’nın huzurunda samimi görüşlerini ifade etmekten kaçınan Hasan İzzet Paşa, istemeyerek de olsa icra edilecek harekât hakkında Enver Paşa ile mutabık kalmış gibi göründü. Enver Paşa da harekâtın komutasını Hasan İzzet Paşa’ya havale edip: “ben Erzurum’a gidiyorum, ya oradan İstanbul’a dönerim veya seyirci sıfatıyla hareketinize bakarım” diyerek Erzurum’a döndü. Rus ordusu üzerine yapılacak taarruz için son hazırlıklarını tamamlamaya çalışan Osmanlı ordusunun imkânlarıyla Tannenberg zaferini kazanan Alman ordularının imkânları birbirinden çok farklıydı. Tannenberg zaferi, iyi donanımlı kuvvetlerle uygun bir mevsim ve coğrafyada kazanılmıştı. Oysa Osmanlı ordusunun bir kış taarruzu için teçhizat ve lojistik hizmetler açısından önemli eksikleri vardı. Nitekim Menzil Müfettiş-i Umumîliğinin (Orduların lojistik hizmetlerini düzenleyen kurum) 26 Ekim 1914 tarihli raporunda 3. Ordunun durumu şu şekilde değerlendirilmişti:
“3. Ordunun bulunduğu yerde bile iaşesi (beslenmesi) için mevcut menzil (ulaştırma) kolları yetersizdir. Hareket halinde açlık muhakkaktır. Doğuda demiryolları olmadığından, menzil kolları ne kadar arttırılsa yine kâfi gelmez. On günlük erzakı taşıyan menzil kolları olsa dahi on birinci günü yine açlık baş gösterir.” Başlangıçta Enver Paşa’ya itiraz edemeyen Hasan İzzet Paşa, mevcut durumda ordunun büyük bir kuşatma harekâtını gerçekleştiremeyeceği kanaatine vararak ordu komutanlığından istifa etti. 18 Aralık 1914 gecesi Enver Paşa’ya gönderdiği telgrafta istifa gerekçesini şu şekilde belirtmişti:
“Ben bu hareketleri icra için nefsimde kuvvet ve itimat göremediğimden ve esasen fevkalâde bir asabiyet gelerek rahatsız olduğumdan memuriyet-i hazıramdan affımı istirham ederim.” Enver Paşa bu telgrafı alınca, ordu komutanlığıyla birlikte harekâtın sevk ve idaresini kendi de uhdesine aldı. Bu arada taarruza taraftar olmayan kolordu komutanları değiştirildi. 10. Kolordu Komutanı Ziya Paşa, daha önce (6 Aralık) emekliye sevk edilerek yerine Hafız Hakkı Bey atanmıştı. Şimdi sıra diğer iki kolordu komutanın değiştirilmesine gelmişti. 9. Kolordu Komutanı Ahmet Fevzi Paşa’nın yerine Giresunlu Ali İhsan Paşa ve 11. Kolordu Komutanı Galip Paşa’nın yerine ise Abdülkerim Paşa tayin edildi. Enver Paşa 19 Aralıkta taarruz emrini imzaladı. Bu emre göre taarruz 22 Aralık günü başlayacaktı. Harekât, Enver Paşa’nın İstanbul’da Liman von Sanders’e anlattığı şekilde planlanmıştı. 11. Kolordu ve 2. Nizamiye fırkası sağ kanatta Aras vadisinde kalacak ve cepheden taarruz ederek Rusları oyalayıp asıl cepheden geri çekilmelerine engel olacaktı. 11. Kolordu (35 bin kişi) burada düşmanı oyalarken, 10. Kolordu (30 bin kişi) İd (Narman)- Oltu üzerinden Bardız ve 9. Kolordu (25 bin kişi) ise Aras-İd arasındaki dağlardan Kötek yönünde sol koldan süratle ilerleyerek, Sarıkamış-Kars yolunu kesip Rus ordusunu kuşatarak imha edecekti. Erzak kolları yetersiz, yöre sarp ve dağ geçitleri karlarla kaplı olduğundan kuşatma kollarındaki savaşçılar, harekâtı yanlarında taşıyabildikleri erzakla sürdüreceklerdi. Savaşçılar, yanlarına sadece dört günlük erzak alabileceklerdi ki, bu da kuru ekmek ve zeytinden ibaretti. Bundan sonraki yiyecek ihtiyaçlarının düşmandan alınacak ganimetle karşılanması planlanmıştı. Enver Paşa, harekâttan kısa bir süre önce cepheyi teftiş ettikten sonra, yayınladığı bir emirnamede bu planı şu çarpıcı ifadelerle açıkladı:
“Askerler, hepinizi ziyaret ettim, ayağınızda çarığınız, sırtınızda paltonuz olmadığını da gördüm. Lâkin karşınızdaki düşman sizden korkuyor. Yakın zamanda taarruz ederek Kafkasya’ya gireceksiniz. Siz, orada her türlü nân ve nimete kavuşacaksınız. . . . ” Görüldüğü gibi harekâtın başarılı olabilmesi kuşatma kuvvetlerinin, en geç 4-5 gün içerisinde, Rusların erzak ve levazım depolarını ele geçirip, Aras vadisinden Kars’a doğru çekilmelerine fırsat vermeden düşmanın ricat yollarını kapatmasına bağlıydı. Aksi taktirde Rus kuvvetleri, Türk kuşatmasından kurtulabilmek için Kars kalesine sığınabilir veya stratejik bölgelere kuvvet kaydırarak başarılı bir savunma yapabilirlerdi. Her iki durumda da erzak ve levazım depoları zamanında ele geçirilemeyeceğinden harekât, büyük ölçüde başarı şansını kaybedebilirdi.
Harekât planının bu özelliğinden dolayı Sarıkamış kasabası, Türk taarruzunun en önemli stratejik hedefi durumundaydı. Zira bu kasaba, Aras vadisinde konuşlanmış olan Rus ordusunun ana lojistik üssü olmasının yanı sıra bu kuvvetlerine ricat için kullanabilecekleri yolların da kavşak noktasında bulunuyordu.
Rus cephe hattının hemen arkasında bulunan Sarıkamış kasabası, 1890’lı yıllarda bir demiryolu hattıyla Kars ve Gümrü üzerinden Tiflis’e, yani Kafkasya’nın merkezine bağlanmıştı. Ayrıca bu demiryolu hattına paralel olarak Osmanlı-Rus sınırından Tiflis’e kadar uzanan bir şose yol daha vardı. Rus birliklerinin yurtiçiyle bağlantısı büyük ölçüde bu yollar özellikle de demiryolu vasıtasıyla sağlanıyor; birliklerin bütün levazımı, mühimmatı, cephanesi, ihtiyat eşyası ve hastaneleri hep bu kasabada bulunuyordu. Devasa depolarda muhafaza edilen malzemeler, ihtiyaç duyuldukça cepheye sevk ediliyordu. Ayrıca Rusların bölgedeki tek telsiz istasyonları da yine buradaydı. Ruslar, kışın en şiddetli günlerinde Sarıkamış’ı hedef alacak bir Türk taarruzuna ihtimal vermediklerinden, tüm stratejik önemine rağmen, burada kayda değer miktarda savunma gücü bulundurmaya da gerek duymamışlardı. Rus birlikleri ordu komutanın emriyle gözetleme faaliyetlerini de durdurmuş olduklarından Türk tarafındaki taarruz hazırlıklarından haberdar değillerdi. Zaten harekâtın, soğuğun -25 dereceyi bulduğu ve kar kalınlığının zaman zaman 1 metreyi aştığı bir mevsimde başlatılmasının temel nedeni de düşmanı hazırlıksız olarak yakalamaktı. Oysa kış mevsiminin Türk ordusuna sağladığı bu avantajdan şimdiye kadar bahseden olmamıştır. Hafız Hakkı Bey’in Başına Buyruk Hareketleri Yüzünden Harekât Planı Uygulanamadı 22 Aralık’ta başlayan genel taarruz, Türk tarafının faaliyetlerinden haberdar olamayan Ruslar için tam anlamıyla bir baskın oldu. Taarruzun gerçek amacını ancak üç gün sonra anlayabilen Rus komuta heyeti, gerekli önlemleri almakta gecikmişti. Harekâtla birlikte başlayan şiddetli tipi, Rus kuvvetlerinin arkasına doğru ilerleyen 9. ve 10. Kolorduların düşmana görünmeden ilerlemesini sağlıyordu. Yoğun kar ve şiddetli tipiye rağmen devam eden cebri yürüyüşler sırasında bir miktar kayıp verildiyse de taarruz başarıyla devam etti. Enver Paşa ve ordu karargâhı, Sarıkamış civarındaki ilk çarpışmaları başlatacak olan 9. Kolorduyla birlikte ilerlemekteydi.
Harekât planı gereğince kuşatma kolları, düşman kuvvetlerinin mümkün olan en kısa yoldan ilerleyeceklerdi. Ancak 10. Kolordu Komutanı Hafız Hakkı Bey, daha harekâtın ikinci günü büyük bir kolordu ile mağlup ettiği iki alaydan ibaret küçük bir Rus müfrezesini takip etmekten kendini alamadı. Abdülkerim Bey Komutasındaki 32. Tümeni Kop yönüne gönderdikten sonra, kendisi, zafer sarhoşluğu içerisinde 30 ve 31. Tümenlerle Oltu- Ardahan istikametinde, Alluhuekber dağlarının kuzey yamaçlarına doğru yöneldi. Hafız Hakkı Bey’in taarruz planı dışına çıkarak geniş bir yay çizmesi, kuşatma cephesinin aşırı derecede genişlemesine yol açtı. Daha da kötüsü, 10. Kolorduya bağlı birlikler Sarıkamış’a ulaşabilmek için kış ortasında Allahuekber dağlarını aşmak zorunda kaldılar. Hafız Hakkı Bey’in düşüncesizce gerçekleştirdiği bu manevraya katılan askerlerin büyük bir kısmı Allahuekber dağlarında donarak şehit oldu. Hafız Hakkı Bey’in basiretsizliğiyle neden olduğu bu facia, Sarıkamış Harekâtı’nın hezimetle noktalanmasına yol açan hataların enbüyüğüdür.
Enver Paşa’ya Karşı Oluşan Muhalefet, Harekâtın En Kritik Günlerinde Ordunun Sevk ve İdaresinde Kararsızlığa Yol Açtı Harekâtın en kritik günlerinde, 10. Kolordu Allahuekber dağlarına yönelerek adım adım faciaya yaklaşmakta iken, 9. Kolorduda da ileride iyice belirginleşecek olan bir sevk ve idare bunalımının ilk işaretleri görülmeye başlandı. 24 Aralıkta Bardız’a ulaşan 9. Kolordu karargâhında, Enver Paşa ile kolordunun üst düzey komuta heyeti arasında harekâtın sevk ve idaresi hususunda önemli görüş ayrılıkları ortaya çıkmaya başladı. Sarıkamış’taki Rus savunmasının çok zayıf olduğunu haber alan Enver Paşa, vakit kaybetmeden ertesi gün Sarıkamış üzerine yürümek istiyordu. Oysa Ali İhsan Paşa, Bronsart ve Feldman, kolordu birliklerinin henüz tüm mevcutlarıyla Bardız’a ulaşamadıklarını öne sürerek, bu kuvvetler gelinceye ve 10. Kolordu birlikleri de Allahuekber dağlarını aşıncaya kadar beklemek niyetindeydiler.
Her iki tarafın da kendince haklı gerekçeleri vardı. Günlerdir istirahat etmeden cebri yürüyüşlere zorlanan birlikler, bitkin haldeydiler. Bardız’da kolorduyu günlerce besleyebilecek miktarda erzak ele geçirildiğinden, askerleri burada bir süre dinlendirmek ve arkadan gelen kuvvetlerle daha da güçlenerek Sarıkamış’a taarruz etmek aslında fena bir fikir değildi. Ancak bu görüşü savunanlar, düşman kuvvetlerinin alacağı karşı önlemleri hiç düşünmemişlerdi. Oysa Bardız’da kaybedilecek her dakika, Rusların Sarıkamış’a yeni birlikler getirerek ve burayı iyice tahkim etmelerine fırsat verecekti. Bu ise harekâtın başarı şansını büyük ölçüde azaltacaktı. Nitekim kolordu karargâhında bu tartışmaların yapıldığı saatlerde Ruslar da Sarıkamış’ı tahkim etmek üzere ana cepheden kuvvet kaydırmaya başlamışlardı.
Sonunda Enver Paşa, komuta heyetinin görüşlerini dikkate almayarak kendi düşüncesine göre hareket etmeye karar verdi ve Sarıkamış’a taarruz emrini 24-25 Aralık gecesi imzaladı. Harekâtın en kritik günlerinde verilen bu emir, üst düzey komuta heyeti arasındaki güven duygusunu sarstığı gibi, Enver Paşa’nın sevk ve idaresine karşı bir muhalif grubun ortaya çıkmasına da neden oldu. Kolordu Komutanı Ali İhsan Paşa’nın başını çektiği muhalif grup, başlangıçta fazla etkili olamadılar. Ancak Sarıkamış önlerine gelindiğinde Enver Paşa muhaliflere boyun eğmek zorunda kaldı ki, ileride görüleceği üzere bu teslimiyet, tüm olumsuzluklara rağmen hâlâ başarı şansı bulunan harekâtın kesin olarak başarısız olmasına neden olacaktır.
Taarruzun İlk Günlerinde Sarıkamış’ı Derme Çatma Rus Kuvvetleri Savunuyordu Harekât başladığında Sarıkamış’ta birkaç bölükten ibaret olan küçük bir Rus kuvveti vardı. Sınır muhafızları içerisinde bir istisna olarak bu birlikler, 1877’den kalma eski model berdan tüfekleriyle donatılmıştı. Ağır silâhlardan da yoksun olan bu birliklerin Sarıkamış savunmasında çok etkili olabilecek bir tek topları dahi yoktu ve hepsinden önemlisi Enver Paşa bütün bunları biliyordu. Harekâtın ilk günlerinde Türk kuvvetlerince kuşatılmakta olduklarını anlayamayan Ruslar, panik ve şaşkınlık içerisinde olduklarından Sarıkamış savunmasını güçlendirecek her hangi bir önlem de alamadılar. Hatta tam tersine aldıkları yanlış kararlarla kuşatma kuvvetlerinin işini kolaylaştıracak hareketlere giriştiler. Rusların Sarıkamış Grup Komutanı General Bergmann, Aras vadisindeki asıl cepheden, Türk taarruzunun tehdit ettiği Sarıkamış’a kuvvet göndermek yerine, Köprüköy istikametine taarruz emri vermişti. Enver Paşa’nın istediği de zaten buydu.
Ruslar, ileri görüşlü bir asker olan Ordu Kurmay Başkanı General Yudenich sayesinde sağ kanattan büyük kuvvetlerle kuşatılmakta olduklarını, Türk taarruzunun başlamasından üç gün sonra nihayet anlayabildiler. Türk taarruzunu haber alır almaz Rus ordusunu komuta etmek üzere Tiflis’ten Sarıkamış’a gelen General Myshlayevski, Yudenich’in önerisiyle 24 Aralık gecesi geç saatlerde ana cephedeki taarruzu durdurdu. Hemen ardından Sarıkamış’ı tahkim etmek üzere kuvvet gönderilmesini emretti. Bu emir üzerine, Aras vadisinden hareket eden ilk birlikler, 25 Aralık akşamı Sarıkamış’a ulaşabildiler ki, Türklerin kasabaya taarruzu da aynı saatlerde başlamıştı. General Yudenich’in telkinleriyle ana cephedeki taarruzun durdurularak Sarıkamış’ın tahkim edilmesi, savaşın gidişatını Ruslar lehine değiştirdi
Ruslar, Sarıkamış’ı tahkim etmekte bir hayli geç kalmışlardı. Ancak talih yine de onlardan yanaydı. Türk birliklerinin Sarıkamış’a ulaşmasından bir gün önce, 24 Aralık gecesi, hiç hesapta yokken Sarıkamış’a bir miktar Rus kuvveti geldi. 2. Türkistan kolordusunun alayından birer takım askerle iki obüs topundan oluşan bu birlikler, Türk taarruzunun haber alınmasından önce Kafkas Özel Bataryasını oluşturmak üzere Tiflis’e çağrılmışlardı. Aras vadisinden Tiflis’e gitmek üzere yola çıkan bu birlikler, Türklerin kasaba yakınlarında görülmeleri üzerine Sarıkamış’ta alıkonuldular.
Türk taarruzunun Sarıkamış’ı hedef aldığı anlaşıldıktan sonra buradaki Rus kuvvetleri arasında dehşetli bir panik baş gösterdi. Sarıkamış Müfreze Komutanı General Voropanof, ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Savunma için gerekli olan önlemler, daha çok tesadüfen orada bulunan birtakım subayların kişisel çabalarıyla alınıyordu. Onların girişimleriyle demiryolu işçilerinden birlikler kurulmaya başlandı. Tiflis’teki hastalık izninden dönmekte olan Albay Bukretof’a buradaki dağınık kuvvetlerden bir müfreze oluşturarak Bardız geçidini koruması emredildi. Topçu subayı Mushelov, iki obüs topunu şehrin ana meydanındaki kilisenin yanına yerleştirdi. Böylece, Ruslar, Sarıkamış savunması için ilk kuvveti oluşturdular. Bu birlikler 2 obüs topu, 8 ağır makineli tüfek ve 2 000 tüfeğe sahipti.
SONUN BAŞLANGICI: SARIKAMIŞ TAARRUZU
Türk taarruzu karşısında korkuya kapılan Ruslar, tüm imkânlarıyla Sarıkamış’ı savunmaya hazırlanırken, Enver Paşa, buradaki kuvvetleri hâlâ topları da olmayan birkaç bölükten ibaret zannediyor ve bu kuvveti önemli bir engel olarak görmediğinden, Türk ordusunun ertesi gün Sarıkamış’a gireceğine kesin gözüyle bakıyordu. Hatta 24–25 Aralık gecesi vermiş olduğu taarruz emrinde, ordu karargâhının 25 Aralık öğleden sonra Sarıkamış’a nakledileceğini bile belirtmişti.
9. Kolordu, Albay Arif Bey (Baytın) komutasındaki 29. Tümenin öncülüğünde 25 Aralık sabahı saat 7’de Sarıkamış’a yürümek üzere Bardız’dan hareket etti. Birlikler daha sertleşmemiş, diz boyunu aşan kar ile mücadele ederek yürüdüler. Yürüyüş düzenli; fakat asker bitkin bir halde olduğu için yavaş yavaş devam etti. Akşam saat 16.00’da öncü kuvvetler Sarıkamış’a 3–4 km mesafede ve kasabanın kilit noktası konumunda bulunan Bardız geçidine ulaştılar. Bu sırada hava iyice soğuduğundan yorgun asker arasında donma vakaları da artmaya başladı. Geçit noktasının her iki tarafında ise buraya 15 dakika önce ulaşmış olan Albay Bukretof komutasındaki düşman avcıları mevzilenmişti. Dinlenmeye fırsat bulamadan dört gün boyunca sarp dağlardan ilerleyen 25 bin kişilik 9. Kolordu, hem çok fazla kayıp vermiş, hem de kuvvetlerini henüz Sarıkamış civarında toplayamamıştı. Bu nedenle Bardız geçidine sadece 2 000 kişilik bir öncü kuvvet ulaşabilmişti. Bu kuvvetler yanlarında 8 adet dağ topu getirmeyi de başarmışlardı. Yani Sarıkamış’a taarruz etmek üzere olan Türk kuvvetleriyle burayı savunacak olan Rus kuvvetleri 25 Aralık akşamı sayıca eşit durumdaydılar. Türk kuvvetlerinin aç ve yorgun olması Ruslar açısından önemli bir avantajdı. Öte yandan Rus savunması da alelacele oluşturulmuş derme çatma kuvvetlerden ibaretti. Stratejik konumundan dolayı Ruslar, Sarıkamış’ın ana savunma hattını Bardız geçidinde oluşturmuşlardı. Bu geçidin aşılması halinde, kasabanın Türklere karşı ciddi bir direnç göstermesi mümkün değildi. Bu nedenle Enver Paşa, düşmanın toparlanmasına fırsat vermeden bir an önce Sarıkamış’a girmek için sabırsızlanıyordu. Oysa kolordunun üst düzey komuta heyeti, Rusların Sarıkamış’a kuvvet kaydırmaya başladıklarından da habersiz olduklarından, Bardız’daki muhalif tavırlarını sürdürerek askerleri dinlendirmek, geride kalan birlikleri ileri yanaştırmak ve şafak sökmeden karanlıktan yararlanarak düşmanı püskürterek geçitten atmak niyetindeydiler. Enver Paşa ısrarlıydı. Saat 19.00 sularında bir dağ topunun, geçit noktasına doğru ateş etmesini emretti. Niyeti düşman mevzilerinde görünmekte olan karartıların top olup olmadığını anlamaktı. Ateşe karşılık verilmeyince karartıların top olmadığı anlaşıldı ve taarruz emri verildi. Altı saat süren ve gece yarısına kadar devam eden bu taarruz sırasında, süngü hücumu ile geri atılan düşman kuvvetleri, Bardız geçidini terk ederek Sarıkamış’a doğru çekildiler. Onları takip eden iki bölük, kasabanın hemen yanı başındaki Yukarı Sarıkamış köyü yakınlarına kadar ilerledi. Buradan Sarıkamış’ın ışıkları görülmeye başlanmıştı. Sarıkamış istasyonu civarındaki levazım depolarının ele geçirilmesi, askerin sıcak kışlalara kavuşması ve kuşatmanın tamamlanması artık an meselesiydi. Kısacası Türk birlikleri arzu ettikleri zafere ulaşmak üzereydiler. Ancak Bardız’dan beri Enver Paşa’ya muhalefet eden İhsan Paşa, bu defa da gece taarruzuna alışık olmayan birliklerin dinlendirilebilmesi için taarruzun durdurulmasını teklif etti. O zamana kadar İhsan Paşa’nın muhalefetine karşı direnmeyi başaran Enver Paşa, daha fazla direnemeyerek taarruzun durdurulmasını emretti. İşte, bu taarruzun durdurulması, o zamana kadar yapılan hataların en büyüğüydü. Gece taarruzunu durduran birlikler, Sarıkamış sırtlarındaki ormanlık alanda (Soğanlı dağları) gecelediler. Bu sırada 17. tümen de savaş alanına yetişti. O gece 17 ve 29. Tümenler aşırı soğuk ve şiddetli tipi yüzünden mevcutlarının yarısından fazlasını kaybettiler. Ateş yakmayı başarabilenlerin durumu bir dereceye kadar iyiydi. Bir çokları ise bir ateş başı bile bulamadıklarından donarak şehit oldular.
Oysa o gece, Sarıkamış zapt edilebilseydi askerlerimiz, Soğanlı dağlarında yok olmak yerine, sıcak kışlalarda geceleyecek, karınlarını doyuracak ve arkadan gelen kuvvetlerin kuşatma harekâtını emniyet içinde tamamlamalarını sağlayacaklardı. Bu durumda levazım depoları ele geçirilen, ricat yolları kesilen Rus ordusunun teslim olmak veya direnerek yok olmaktan başka çaresi kalmayacaktı. Fakat komuta heyetinin, özellikle de Kolordu Komutanı Ali İhsan Paşa’nın muhalefeti yüzünden Türk ordusu, yakaladığı bu fırsatı maalesef değerlendiremedi. Taarruzun başından beri, inisiyatifi ellerinde bulunduran Türk kuvvetleri bu andan itibaren üstünlüklerini kaybederek büyük bir hezimete doğru sürüklenmeye başladılar. Türkler taarruzu durdurduklarında, Aras vadisinden sevk edilmeye başlanan Rus kuvvetleri de peyderpey Sarıkamış’a ulaşmaya başladılar. İlk kuvvet, 25 Aralık akşamı geldi. Takviye kuvvetlerinin gelişi gece boyunca devam etti. 26 Aralık sabahı kasabadaki Rus kuvvetlerinin sayısı önceki güne göre bir kat artarak 4 bin kişiye ulaştı. Oysa aynı gece Sarıkamış civarındaki Türk kuvvetlerinin yaklaşık olarak yarısı Soğanlı dağlarında donarak şehit oldu. Bundan sonra zaman bütünüyle Türk kuvvetleri aleyhine işlemeye başladı. Zamanında Sarıkamış’a giremeyerek aç ve perişan bir halde civarındaki dağlarda gecelemek zorunda kalan Türk kuvvetleri eriyip yok olurken, Sarıkamış’taki Rus kuvvetlerinin sayısı giderek arttı.
TÜRK ORDUSUNUN KAHRAMANCA MÜCADELESİ DÜŞMAN SAFLARINDA KORKU YARATTI: RUS CEPHE KOMUTANI GENERAL MYSHLAYEVSKİ TİFLİS’E KAÇTI
Sarıkamış yakınlarına ulaşan Türk kuvvetleri, 25–26 Aralık gecesi kazanma şanslarını yitirdikleri halde, en küçük bir bozgun emaresi dahi göstermeden, taarruzu azim ve cesaretle sürdürdüler. Onların bu kahramanca mücadelesi, Rus ordusunda büyük bir korku yarattı. Cephe komutanı General Myshlayevski de korkuya kapılanlar arasındaydı. Esir alınan bir Türk subayının üzerinde ele geçirilen Türk taarruz emrini görünce büsbütün ümitsizliğe kapıldı. 26–27 gecesi Bergmann ve Yudenich ile yaptığı bir toplantıda, Türk kuşatmasından kurtulabilmek için derhal geri çekilmeyi önerdi. Bergmann da onunla aynı fikirdeydi. Fakat gerçek bir asker olan General Yudenich durumu anlamıştı. Çok kötü şartlar altında savaşan Türk kuvvetlerinin birkaç gün içerisinde hiç savaşamayacak duruma geleceklerini anlattı. Bu izahat üzerine Myshlayevski, Sarıkamış’taki durum açıklık kazanana kadar geri çekilmeyi ertelemeye ikna oldu.
Rus karargâhında bu tartışmalar olurken 10. Kolordu Sarıkamış’a ulaşmak üzere Allahuekber dağlarını geçmekle meşguldü. Yaklaşık olarak 20 bin kişilik mevcutla başlayan bu tırmanış 19 saat sürdü ve maalesef büyük bir faciayla noktalandı. Allahuekber dağları, inanılmaz bir biçimde 17 bin Türk askerine mezar oldu. Azim ve cesaretle Sarıkamış’a doğru yürüyen bu kahraman vatan evlatları, Allahuekber dağlarının dondurucu soğuğuna ve boğucu tipisine dayanamayarak şehit düşmüşlerdi. Dağın güney yamaçlarına sadece 3 bin 200 kişi ulaşabildi. Birçoğunun elleri ve ayakları donduğundan bunların da % 20’si savaşamayacak durumdaydı.
Büyük zayiat vermelerine rağmen 10. Kolordudan arta kalan birlikler, yılmadan ilerlemeye devam ettiler. 27 Aralıkta Selim yakınlarına ulaşarak, Rus ordusunun can damarı durumunda bulunan Sarıkamış-Kars demiryolunu tahrip etmeye muvaffak oldular. Sadece keşif kolları tarafından gerçekleştirilen bu harekât, aslında Ruslar için artık ciddi bir tehlike oluşturmuyordu. Buna rağmen demiryolunun tahrip edilmesi, Rus ordusundaki panik ve korkuyu bir kat daha artırdı. Harekâtın başından beri büyük bir ümitsizlik içerisinde bulunan Myshlayevski, Türklerin savaşı kazanacağına emin olduğundan, Rus ordusunun kurtuluş şansı kalmadığına inanarak, cepheyi terk edip Tiflis’e kaçtı. Myshlayevski’nin cepheden getirdiği kötü haberler, Kafkasya’da da büyük bir panik ve kargaşanın başlamasına yol açtı. Oysa 10. Kolordunun da Sarıkamış civarına intikal etmesiyle birlikte Enver Paşa’nın planı, sadece teorik olarak gerçekleşmişti. 28 Aralık günü Sarıkamış’ı kuşatan iki Türk kolordusunun toplam mevcudu, aç ve perişan halde bulunan 5 bin kişiden ibaretti. Buna karşılık Sarıkamış’taki Rus kuvvetlerinin mevcudu 15 bin kişiye ulaşmıştı. Rusların 34 adet topu ve birçok makineli tüfeği vardı. Buna rağmen Türk taarruzu inatla devam etti. Öncü kuvvetler bir ara Sarıkamış’a girmeyi bile başardılar. Sarıkamış sokaklarında başlattıkları süngü savaşıyla Ruslara önemli kayıplar verdirdiler. Hatta Rusların Kazak Alayı Komutanı Albay Kravçenko da öldürülenler arasındaydı. Fakat düşmanın uzun menzilli sahra topları, ormanlar içerisine mevzilenmiş olan Türk birliklerini yerlerinden kıpırdayamaz hale getirdiğinden, yardım alamayan öncü kuvvetler, Sarıkamış sokaklarında birkaç yüz şehit ve yaralı bırakarak maalesef çekilmek zorunda kaldılar.
SARIKAMIŞ HAREKÂTINDA SON PERDE
Myshlayevski’nin Tiflis’e kaçmasının ardından cephenin komutasını devralan General Yudenich, soğukkanlılığını yitirmeyerek akıllıca hareket etti. Karşı taarruza başlamak hususunda aceleci davranmadı. Türk taarruz gücünün iyice kırılmasını bekledi. Nihayet, 1 Ocak 1915 günü Türk kuvvetlerini Bardız-Sarıkamış-Eşekmeydanı geçidi arasındaki üçgende çevirmek üzere bir kuşatma harekâtı başlattı. Türkler için durum ümitsizdi. Rus ordusunun karşı taarruzu başladığında, Enver Paşa da mağlubiyetin kaçınılmaz olduğunu anlamıştı. Bu nedenle 9. ve 10. Kolordulardan arta kalan birlikleri, Sol Cenah Ordusu adıyla birleştirerek, generalliğe terfi ettirilen Hafız Hakkı Paşa’nın emrine verdikten sonra 3 Ocak’ta cepheden ayrılmak üzere Erzurum’a hareket etti. Ertesi gün 9. Kolordu karargahına gelen Hafız Hakkı Paşa, acı gerçeği, I. Fransuva’nın bir yenilgisinden sonra annesine yazdığı mektupta yer alan şu ünlü satırı söyleyerek itiraf etti: “Tout est perdu, sauf l’honneur (şereften başka her şey mahvoldu)”. Bu cümle tam anlamıyla Sarıkamış Harekâtının ruhunu yansıtmaktadır. Türk askerleri, en ümitsiz anlarda bile en küçük bir yılgınlık ve bozgun emaresi dahi göstermeden kahramanca savaştıkları için şerefli bir mağlubiyete uğramışlardı.
Hafız Hakkı Paşa 4 Ocak’ta ricat emri verdi. Bu sırada Rus birliklerinin taarruzu başladı. Atına atlayan Hafız Hakkı Paşa kurşun yağmuru altında güçlükle uzaklaşabildi. Ancak diğerleri onun kadar şanslı değildi. 9 Kolordu karargâhı düşmana esir düştü. 9. ve 10. Kolordu birliklerinden arta kalanlar dağ yollarını takip ederek Bardız’ın doğusundaki Çermik köyü üzerinden Erzurum’a doğru çekildiler. Böylece büyük ideallerle başlayan Sarıkamış Harekâtında son perde en acı mağlubiyetle kapandı.
SARIKAMIŞ HAREKÂTINDA 33 BİN ŞEHİT VERİLDİ
3. Ordu, Sarıkamış Harekâtında çok ağır kayıplara uğradı. En çok kaybı, kuşatma harekâtını yapan 9. ve 10. Kolordular vermişti. Cepheden taarruz eden 11. Kolordunun zayiatı ise nispeten azdı. Ancak yukarıda belirtilen nedenlerle, harekâtın daha çok olumsuz yönlerini ön plana çıkaranlar, aynı maksatlarla, verilen kayıpları da olabildiğince abartmışlardır. Bu nedenle Sarıkamış Harekâtında 90 bin şehit verildiği, yani 3. Ordunun tüm mevcuduyla Sarıkamış dağlarında şehit düştüğü bugün dahi dilden dile dolaşmaktadır. Oysa bu konudaki en yetkili kurumlardan biri olan Genelkurmay Başkanlığı Harp Encümeninin tespitleri, verilen kaybın iddia edilen rakamların çok altında olduğunu göstermektedir. Harp Encümeninin tespitlerine göre Sarıkamış Harekâtında Türk ordusu, 23 bini savaş alanında, 10 bini de savaş hatları gerisinde olmak üzere toplam 33 bin şehit vermiştir. 7 bin kişi esir düşmüş, 17 bin kişi ise hasta ve yaralı olarak saf dışı kalmıştır. Yani, yaralı, hasta ve esir düşenler de dâhil olmak üzere Türk ordusunun toplam kaybı 57 bin kişidir. Rus kaynakları da bu rakamların doğru olduğunu onaylamaktadır. Nitekim harekât alanındaki şehit naaşlarının defin işlemleri tamamlandıktan sonra, Kars Askerî Dairesi Başkanlığınca, General Yudenich’e sunulan bir raporda 23 bin Türk cesedinin defnedilmiş olduğu belirtilmiştir. Türkler kadar olmamakla birlikte, Rus kuvvetleri de bu savaş sırasında ağır kayıplara uğramışlardı. General Maslofski’nin tespitlerine göre Sarıkamış Harekâtında Rus ordusunun verdiği toplam zayiat 30 bin kişi civarındadır. Bunların 9 binden fazlası donarak ölmüştür. Yaklaşık 20 bin kişi de çarpışmalar sırasında ölmüş, yaralanmış ya da hastalanarak saf dışı kalmıştır. Bu rakamlara Türkler tarafından esir alının 2 bin kişi de eklendiğinde Rus ordusunun verdiği toplam kayıp miktarının 32 bin kişi olduğu ortaya çıkmaktadır.
CEPHEDE SIRT SIRTA SAVAŞAN KAHRAMANLAR KOYUN KOYUNA TOPRAĞA VERİLDİLER
Harekâtın devam ettiği günlerde hüküm süren şiddetli kış ve cebri yürüyüşler, Türk birliklerinin şehitlerini defnetmesine fırsat vermemişti. Soğuğun şiddetiyle donantoprak, kaya gibi sertleştiğinden yorgun askerler, şehit arkadaşları için birer mezar bile kazamamışlardı. Bu sebeple kahraman şehitlerin aziz naaşları; dağ başlarında, orman içlerinde, ıssız vadilerde defnedilmeksizin öylece bırakıldı. Bu mübarek naaşlar, bulundukları yerlerde aylarca kaldılar. Bir kısmı da ne yazık ki kurda kuşa yem oldu. Nisan ayı başlarında karların erimesiyle birlikte açığa çıkan şehit naaşları vicdan sızlatıcı bir hal almaya başladı. Bunun üzerine Rus yetkilileri, Sarıkamış kaymakamlığına emir vererek naaşların bir an önce defnedilmesini istediler. Bu emir üzerine civardaki Türk köylerinden getirtilen amelelerden yüzer kişilik gruplar oluşturuldu. Her grubun başına defin işlemlerinin dinî vecibelere uygun olarak yapılabilmesi için birer imam tayin edildi. Bahtsız Türk köylüleri, şehit kardeşlerinin naaşlarını, bulundukları dağ başlarından toplayarak, kazdıkları toplu mezarlara dinî merasimle defnettiler. Bu mezarların kimisi beş yüz, kimisi sekiz yüz, kimisi de bin şehide ebedi istirahatgâh oldu. Cephede sırt sırta savaşan kahramanlar koyun koyuna toprağa verildiler. Bir sıra şehit diziliyor, üzerine kireç dolduruluyor ve bir sıra daha şehit diziliyordu. Bu işlem bazı yerlerde kat kat uygulandı. Ayrıca her toplu mezarın başına orada kaç şehidin yattığını gösteren birer yazı asıldı. Bir hafta kadar süren defin işlemleri tamamlandıktan sonra, General Yudenich’e 23 bin şehidin toprağa verildiği rapor edildi.
(BA-BA-S) KARS (KHA)
KHA
Haberin tamamını okuyabilmek için abone olmanız gerekmektedir. Abone olmak için TIKLAYIN
|