VHO’nun “Bin Köyde Bin Seminer” programı hayvan yetiştiricilerini bilinçlendiriyor - Kars Ardahan Iğdır Veteriner Hekimler Odası, “Bin Köyde Bin Seminer” programını Ardahan’ın Çıldır İlçesi’nde sürdürdü 2011-01-29 - 17:31 ARDAHAN
VHO’nun “Bin Köyde Bin Seminer” programı hayvan yetiştiricilerini bilinçlendiriyor
Kars Ardahan Iğdır Veteriner Hekimler Odası, “Bin Köyde Bin Seminer” programını Ardahan’ın Çıldır İlçesi’nde sürdürdü.
Ardahan Öğretmenevi’ndeki toplantıya; VHO Başkanı Prof. Dr. Yavuz Öztürkler, Veteriner Fakültesi’nden VHO Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Engin Kılıç, Çıldır İlçe Tarım Müdürü Abdulkadir Şimşek, muhtarlar katıldı.
VHO Başkanı Prof Dr. Yavuz Öztürkler, “Bin Köyde Bin Seminer”in önemine değinerek, bu toplantılarda verilen bilgilerin basit gibi görünse de, uygulandığı zaman hayvancılığı daha da ileriye götürecek bilgiler olduğuna dikkat çekti.
Bilgilerden uzak, atadan deden kalma yöntemlerle uygulanan hayvancılıkta gittikçe verim kayıpları yaşandığına vurgu yapan Öztürkler, “Doğa kirleniyor, yaylalardan daha çok merkeze doğru geliyoruz, iklim değişiyor ve hayvancılığımızın sorunları da gittikçe artıyor. Örneğin; buzağıyı emdiriyoruz ve annesinden doğar doğmaz hemen yalattırıyoruz. Daha sonra ineğin altına atıyoruz emziriyoruz, ondan sonra inekle yavru arasında artık kopmaz bir bağ oluşuyor. Bir daha ki seferde de inek, danayı görmeden sütünü vermiyor. Çok hoş bir durum gibi görünüyor ve çok süt aldığınızı zannediyorsunuz, oysa öyle değil.” dedi.
AVRUPALI DANAYLA İNEĞİ HEMEN AYIRIYOR
Avrupalının danayla ineği hemen ayırdığını örneklerle anlatan Öztürkler, “Avrupalı, doğumu yaptırıyor danayı göstermeden ayrı bir bölmeye alıyor. Ondan sonra biberonla besliyor. Bu ilk başta çok acımasızca, çok hoş olmayan bir durum gibi görünse de bunun sayesinde hem çok fazla süt alıyor hem de hayvan erken boğaya geliyor.” diye konuştu.
BİR İNEĞİN ERKEN BOĞAYA GELMESİ KARDIR
Öztürkler, ineğin erken boğaya gelmesiyle ilgili olarak da, “Bu da demektir ki; bir ineğin 40 gün daha erken boğaya gelmesi her zaman kardır.” dedi.
EĞİTİM ÖNEMLİ
VHO olarak bölge hayvancılığın daha da elverişli seviyeye gelmesi için geceli-gündüzlü çalıştıklarını da anlatarak, “Bu örnekleri biz köylere gelerek vereceğiz. Önce İlçelerde bilgilendirme toplantısı yapıyoruz. Niye bu toplantıları yaptığımızı aktarıyoruz, ondan sonra siz o kağıtları doldurup bize gönderiyorsunuz? Biz köydeki problemleri anlıyoruz ve ondan sonra isteyen köylere gelip orada uygulamalı eğitimler veriyoruz. Bu toplantıyı yapmamızın amacı öncelikle budur. Hem tanışma hem niye yaptığımızı anlatma ve hem de köyden gelecek olan bilgileri değerlendirmek için iyi bir iletişim ağı oluşturmadır. Bu seminerlerimizi Kars Susuz’da verdik. İlk köy uygulama çalışmamızı Akyaka Kalkankale’de yaptık.” İfadelerini kullandı.
6 SAAT İÇİNDE MEMENİN İMDADINA YETİŞMEK GEREK
Bir ineğin en önemli sağlıklı olması gereken organının “meme” olduğunu kaydeden Öztürkler, kulak ardı edilmemesi gereken şu bilgileri verdi:
“Akyaka Kalkankale’de bir ahıra gittik. “İneğin memesi nasıl yıkanır?” dedik. 3 liralık bir ilaç alıyorsunuz, sulandırıyorsunuz ve memeyi o ilaca batırıp çıkarıyorsunuz. Bu, bu kadar basit bir işlemdir. Bu da ineklerin yüzde 30’nun memesini kurtarıyor. İnek memesi hastalandığı zaman Veteriner Hekim isterse dünyanın en iyi ilacını kullansın yine de iyileşmez ve o memeyi kaybediyorsunuz. 6 saat içerisinde memenin imdadına yetişmek lazım. Hangimiz 6 saat içerisinde memeye ilaç yetiştirecek durumdayız. Öncelikle memenin hastalığını anlamanız lazım. “Bu meme şu anda hasta” diyeceksiniz ve o memeye hemen ilaç vereceksin 6 saatte hemen kurtaracaksın. Böyle bir şey mümkün değil. O halde memeyi kurumanın yolu önemli. Bu hayvanın yüzde 30’unu kurtarıyorsun ve bir memeyi kurtardığın için de sütün yüzde 30’unu kurtarıyorsun. Bizler burada bazen sizlere yüzeysel olarak anlatıyoruz ama köylerden gelen taleplere göre biz o köylere gidip bu işi bire bir uygulama yaparak halletmeye çalışıyoruz.”
OT SATIP SAMAN ALIRSAK HAYVANCILIĞI KURTARAMAYIZ
Kars’ta düzenlenen Hayvancılık Panelinden de söz eden Öztürkler, bu panelden sonra, hayvancılığın gerilemesinin asıl sebeplerinden birinin eğitim olduğu gördüklerini vurguladı.
“Ot satıp saman alırsak hayvancılığımızı kurtaramayız.” diyen Öztürkler, “Eğer bu alışkanlığımızı yavaş yavaş yıkabilirsek bu çok önemlidir. Birdenbire mümkün değil tabi ama en azından bunun böyle olduğunu bilirsek, zannedersem önemli bir adım atmış olacağız.” şeklinde konuştu.
AHIRLAR HAVALANDIRILMALI
Öztürkler daha sonra şu önemli bilgileri verdi:
“GELENEKSEL BARINMA: Yani nedir bu? Ahırlarız topraktandır, havalandırmaları iyi değildir. Ahırın bütün camlarını kapatıyorlar. Bu doğru değil. Bir tarafın camlarının açık olması gerekir. Bir tarafın da kapalı her iki tarafta açık olsa tabi ki hayvana zarar verilmiş olur.
KÖTÜ ATLIK: Bölgede buna “Püş” deniliyor. Püşten vazgeçmemiz lazım. Çünkü, hayvanın altı tertemiz duracak. Atlık serpeceksek daha farklı şeylere yönelmeliyiz, yani kötü kaliteli otlar dökebiliriz, sazlıklardan toplamaları dökebiliriz ama püş beraberinde bir sürü parazite hastalığını ve ayak hastalığını getiriyor ve verimi düşürüyor. Örneğin; düvelerimizin yüzde 40’ı ancak gebe kalıyor bu çok büyük bir verim kaybıdır. Bunun birçok nedeni var.
SUNİ TOHUMLAMA:Suni tohumlama yüzde 20 ise eğer, o ülkede hayvancılığın ileriye gitme şansı zayıftır. Ya suni tohumlama yaptıracağız ya da damızlık değeri çok yüksek boğalar bulunduracağız.
VİRÜS TESTİ YAPILMIŞ BOĞALAR BULUNDURULMALI: Hastalıklardan arındırılmış, brusella testi yaptırılmış, diğer virüs testleri yaptırılmış boğaları bulunduracağız. Gerekirse istasyonlar kuracağız kendi kooperatifimizle, kendi birliklerimizle. Birlikte olamayabilir tabi, bir araya gelerek köylü 3 tane boğa alabilir. İlla suni tohumlama istemiyorsa. Ama suni tohumlama yaptırırsa ve iyi bir iletişimi olursa, Veteriner Hekimle doğru kızgınlık yaparsa, boğaya gelme zamanını doğru aktarırsa başarı alabilir. Karışık otlak; mesela at, katır, merkep, inek, koyun, kuzu bir arada otluyor. Bunlarda hayvancılığımızı tehdit ediyor. Çünkü birbirine hastalık bulaştırıyor, dışkılarıyla birbirine bir takım problemler aktarıyorlar.
BİBERON EMZİRİN: Biberon emzirme de yüzde 5’i bile geçmiyor. Yani 100 kişiden 5 tane işletmeci kullanıyor biberonu. Oysa biberona yavaş yavaş geçmemiz lazım. Belki buzağılar için iyi olmayacak ama verimi artırmak için iyi bir şey. Başka çaremiz de yok. Barınakları yılda bir kez dezenfekte etmek gerekir. Püskürtme ilaçlar var onlarla yılda bir kez dibi köşeyi tertemiz temizleme durumumuz var mı yok. Bunu yılda 100 kişiden 7’si yapıyor.
KÖTÜ SULAMA: Temiz su vermiyoruz. Yüzde 90’ımız hayvanı kötü suluyor. Makineyle sağımı yüz kişiden 6’sı yapıyor, oysa elle mikrop bulaştırıyorsunuz. Hayvanlarla meme hastalıklarını birbirine bulaştırıyorsunuz.
KAPALI-BAĞLI YETİŞTİRME: Bu da birdenbire olacak bir iş değil. Ama; serbest yetiştirmeye geçiyor artık. Artık hayvanın boğazındaki bağı açma zamanı gelmiştir. Bunu yavaş yavaş yapacaksınız. Artık buzağılar doğar doğmaz ilk 3 gün içerisinde çok ucuz bir ilaç var onu getirip onu boynuzun dibine yapıyorsunuz. Ama belli bir günü geçirdikten sonra artık faydası olmuyor. Çünkü kemikleşiyor. İlk 3-4 gün içerisinde o ilacı boynuzun düğmelerine döküyorsunuz ve artık hayvan boynuz çıkarmıyor. O zamanda hayvanı ahırın içerisinde serbestçe bırakabilirsiniz. Serbestçe bırakmanın faydası ise, meme hastalığı azalıyor, süt verimi artıyor, daha iştahlı oluyor, daha gelişken oluyor, tüyleri parlıyor, kemik sürümü artıyor.
BUZAĞI ANNE KARNINDAŞKEN GÖBEK BAĞIYLA BESLENİR
Veteriner Fakültesi’nden VHO Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Engin Kılıç da göbek bağının önemine değindiği konuşmasında, “Buzağı anne karnındayken her türlü olumlu koşullarla donatılmış olarak kalıyor. Yaklaşık 9 ay gibi bir süreden sonra, dış dünyaya geldiğinde artık o uygun koşullar söz konusu olmuyor. Ya da biz ne kadar ona gayret edersek edelim muhakkak onu bekleyen olumsuz koşullar, bizim gözümüzden kaçan ya da dikkat edemediğimiz koşullarla karşı karşıya kaldığını biliyoruz. Anne karnındayken göbek kordonuyla beslenir. Bütün iletişimi göbek kordonuyla oluyor. Dolayısıyla doğumla birlikte bu da kopuyor. Göbek kordonu Avrupa’daki buzağıda da aynıdır, bizde de aynıdır.”
GÖBEK KORDONUNUN BOYU NİÇİN ÖNEMLİ?
Göbek kordonunu üzerinde odaklanmamın nedenlerini de sıralayan Kılıç, şunları söyledi:
“Doğumdan sonra olumsuz koşullardan en çok etkilenen buzağıların giriş kapısı göbek kordonudur. Ne ağzı ne burnu nede başka bir yeridir. Sadece göbek kordonunu burada dikkate alıyoruz. Bir belgesel izlerken; annenin yavrusunun peşinden nasıl koştuğunu gördüm. Anne mahsus, biraz yavaş yürüyor ki, yavrusu da peşinden yürüyebilsin, ayakta durabilsin. Hazır rahat koşullardan uzaklaşıp bir an evvel ortama adapte olabilsin. Bu arada göbek kordonu da kopmuyor. Ya ayağıyla koparmaya çalışıyor yada hareket esnasında bir yerden kopuyor. Bazen uzun kopuyor bazen kısa kopuyor. İşte sorun burada başlıyor. Bizim için ne uzun kopup kesilmesi ne de kısa kopup kesilmesi iyi değildir. Dolayısıyla yaklaşık 5-6 santimetrelik bir kordon kalacak şekilde ayarlıyoruz. Temiz, kaynatılmış ya da yeni açılmış bir jiletle kesip o kordonun içerisine soğuk ya da karanlık bir yerde ya da buzdolabının bir bölümünde muhafaza ediyoruz. Tentürdiyot ya da iyotlu bir solüsyonu kordonun içerisine döküp geriye doğru sağım yaparak kapıyı kapatıyoruz. Bir süre sonra buzağı doğal yaşama başlatma süreci içerisinde kendini korumuş oluyor. Ama bir de bizim asıl önerdiğimiz başka unsur var: Doğumla birlikte anne ya da o doğal yaşam kendisini sigorta etmek istiyor. Yani annenin memesinde ilk süt kolostrumdur. Dolayısıyla bu kolostrumun memeden yavruya ilk anda ulaştırması lazım. Bunu Brusella aşısı gibi de düşünebiliriz. Yani koruyucu amaçlı anneden yavruya intikal eden bir aşıdır. Ağızdan bir de insanlar bir şeyler yapıyorlar. İçerisine un, şeker katıp yağda kızartıyorlar buna da “lavanga” deniliyor. Bunun yapılmaması gerekir. İshal olmasını istiyoruz. Yani 9 ay boyunca bağırsakta biriken dışkının atılması için hayvanın ishal olması lazım. İçebildiği kadar zorlayıp içirmemiz lazım. Vermesek de olur. Dolayısıyla aşı yapmamış oluruz. Bütün hastalıklara karşı kapı açık olmuş olur. Eğer olursa da kordondan karaciğerine kadar damar iltihaplanır. Dolayısıyla oradaki etkenler, mikroplar kana karışıp bütün sistemlere yayılır.”
İlçe Tarım Müdürü Abdulkadir Şimşek de, “İlçe Tarım Müdürlüğü’nün 2 yıllık dişi buzağıları aşılama programı vardır. Bu proje 5 sene daha devam edecek. 3 sene daha buzağıları biz brusella hastalığına karşı aşılayacağız. Dolayısıyla aşılanan bu hayvanlar 2,3 sene sonra doğum yaptığı zaman, eğer anneden aldığı ya da aşı tutuysa ki aşı da yüzde 100 koruyacak diye bir durum yoktur. Ama büyük oranda koruyacaktır ve bunlardan sonra gelen nesilde bu hastalığa en azından bir nebze olmuş olsun önlem almış olacağız. Bu noktada yine bizde Bakanlığın vermiş olduğu talimatlar ve programlar çerçevesinde hareket ediyoruz. Şahsi veya mesleki olarak bu bilgilendirmeden fazla yapacak bir şeyde yok. Biz köye gidip “dezenfeksiyon böyle yapılır” deyip yapıp, burada bir örnek numune bırakıp “bu dezenfeksiyonu alın ve böyle böyle yapın en azından hastalığın bulaşmasına engel olursunuz” dediğimizde 100 kişiden 2 kişi yaptıysa bunu “başarı” diye bakıyorum. Kimse üstlenmedi ve yapmadı. Ondan sonra da köyde hayvanlar toplu olarak hastalığa yakalandı.” dedi.
Toplantı soru-cevap bölümüyle tamamlandı.
(BA-BA-S) ARDAHAN/ÇILDIR (KHA) – BEDİR ALTUNOK
Haberin tamamını okuyabilmek için abone olmanız gerekmektedir. Abone olmak için TIKLAYIN