DERNEKLER Sosyal Kulüp mü, Stratejik Merkez mi?
ANALİST VE İŞ GELİŞTİRME UZMANI BORA İZKÜBARLAS YAZDI:
Emekli Nesil mi, Liyakatli Profesyoneller mi?
Bugünkü yazımda, Türkiye’deki dernekçilik yapısı üzerine yaptığım araştırmaları ve derinlemesine analizleri paylaşacağım. Saptamalarıma katılıp katılmamak, elbette siz değerli okuyucularımın hür iradesine kalmıştır.
İlk olarak şunu söylemeliyim, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün güncel verilerine göre, ülkemizde toplam 102.583 faal dernek bulunuyor. Büyük kısmı hemşehri, mesleki dayanışma ve sosyal amaçlı olan bu yapılar; toplumsal dayanışma, sektörel iş birliği, kültürel mirasın korunması ve bölgesel kalkınma gibi alanlarda teorik olarak çok kritik bir boşluğu doldurmaktadır.
Ancak uygulamaya baktığımızda; yapısal sorunlar, yönetimsel vizyonsuzluk ve liyakat eksikliği nedeniyle bu yapılar çoğu zaman kendilerinden beklenen faydayı üretmekten uzak kalmaktadır. Bu analiz, Türkiye’deki derneklerin potansiyel güçlerini, yaşadıkları içsel krizleri ve yönetim kadrolarındaki profil çıkmazını tarafsız ve profesyonel bir çerçevede incelemeyi amaçlamaktadır.
Madalyonun Parlak Yüzü: "Potansiyel Avantajlar"
Dernekçilik yapısının teoride topluma sunduğu çok önemli artılar mevcuttur:
·Toplumsal Dayanışma ve Ağ Kurma (Network) Gücü: Özellikle hemşehri dernekleri ve iş insanı oluşumları, bireyler ile işletmeler arasında organik ve güçlü bağlar kurar.
·Hızlı Organize Olma Yeteneği: Doğal afetler veya insani krizler anında, bürokratik hantallıktan uzak reflekslerle sahada hızlıca aksiyon alabilirler.
·Lobi ve Temsil Gücü: Sektörel veya bölgesel dernekler, üyelerinin haklarını korumak ve kamu otoritesine talepleri iletmek adına güçlü birer baskı unsuru oluşturabilirler.
Ancak ne yazık ki, belli başlı birkaç kurumsal dernek dışında bu lobi gücünün hakkıyla kullanıldığını görmek pek mümkün olmamaktadır.
Madalyonun Karanlık Yüzü: "Kronik Yapısal Sorunlar"
Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise karşımıza sivil toplumun itibarını zedeleyen, kronikleşmiş yapısal sorunlar çıkmaktadır:
1.Mali Sürdürülebilirlik ve Şeffaflık Eksikliği: Derneklerin çok büyük bir kısmı yalnızca üye aidatlarına bağımlı haldedir. Düzenli, şeffaf ve proje odaklı bir gelir modeli oluşturulamadığı için finansal yönetim maalesef amatör bir seviyeye sıkışıp kalmaktadır.
2.Tabela Dernekçiliği ve Kaynak İsrafı: Nicelik olarak dernek sayısı yüksek olsa da, niteliksel olarak aktif olanların oranı oldukça düşüktür. Sadece resmiyette var olan bu "tabela dernekleri" ayıklanmalı, aktif olanlar güçlendirilmelidir. Bu sayede hem kaynak israfı hem de sivil topluma olan güven kaybı önlenecektir.
3.Siyasallaşma ve Amaç Dışına Çıkma: Derneklerin bağımsız yapılarını koruyamayarak siyasi partilerin arka bahçesi haline gelmesi veya liderlerin kişisel kariyer basamağı olarak kullanılması, sivil toplum kuruluşlarını (STK) itibarsızlaştırmaktadır.
Bu noktada çözüm odaklı bir öneri olarak (CİMER'e de resmen ilettiğim üzere); dernek başkanlığı yapan kişilerin, görev süreleri boyunca ve görevden ayrıldıktan sonraki 3 yıl içinde aktif siyasette görev almalarını engelleyecek yasal bir düzenleme getirilmeli.
4.Liyakat Krizi ve Kültürel Kısırlık: Adeta özel bir çabayla seçilmiş gibi, hiçbir vasfı ve üretkenliği olmayan, sadece "zamanı bol" insanların yönetimleri işgal etmesi sürdürülebilir değildir. Kültürü yaşatmak adına kurulan derneklerin, kültürel mirası sadece "ücretli ve yemekli geceler düzenlemekten" ibaret görmesi ise içler acısı bir vizyonsuzluktur. Kamu desteklerinden ve fonlarından dahi haberdar olmayan bu işlevsiz yapılar, toplumda güven kaybından başka bir şey üretmemektedir.
Yönetim Çıkmazı: "Emekli Nesil mi, Liyakatli Profesyoneller mi?"
Derneklerin yönetim süreçlerinde yaşanan en büyük tıkanıklık, yönetici profilinde ortaya çıkmaktadır. Türkiye'de dernek yönetimleri genellikle iki kutup arasında sıkışmıştır:
Zamanı Çok, Vizyonu Kısıtlı "Emekli Nesil": İş hayatından çekilmiş, serbest zamanı bol olan bireyler dernekleri adeta birer "sosyal kulüp" veya vakit geçirme alanı haline getirmektedir. Operasyonel zamana sahip olsalar da; dijital dönüşüme, modern projelere ve küresel dinamiklere uzak, değişime kapalı bir yapı sergilerler. Sistemi geriden takip eden bu model, başarısızlığa mahkumdur.
Zamanı Az, Vizyonu Geniş "Liyakatli Profesyoneller": İş geliştirme uzmanları, stratejistler ve yöneticilerin başta olduğu bu modelde dernek, adeta ticari bir işletme disipliniyle yönetilir. Stratejik planlama, bütçe yönetimi ve kurumsal lobicilik sayesinde derneğe vizyon, prestij ve fon kazandırılır.
Benim Çözüm Önerim:
İdeal olan, bu iki yapının rasyonel bir biçimde sentezlenmesidir. Derneğin Yönetim ve İcra Kurulu; iş dünyasını, dinamizmi ve rasyonel stratejileri bilen liyakatli profesyonellerden oluşmalıdır. Emekli, tecrübeli ve saygın isimler ise "Danışma Kurulu veya Yüksek İstişare Heyeti" gibi yapılarda konumlandırılarak, onların geniş çevre (network) ve yaşam tecrübelerinden "akıl hocası" olarak faydanılmalıdır.
Sonuç Olarak; Bir Çağrıda Bulunmak İstiyorum
Türkiye’de sivil toplumun ve derneklerin gerçek anlamda işlevsel hale gelebilmesi için "Amatör Ruh, Profesyonel Yönetim" ilkesi acilen benimsenmelidir. Dernekler, birer lokal veya kahvehane uzantısı olmaktan çıkarılıp; kurumsal kimliği olan, iş geliştirme vizyonuna sahip, liyakatli ellerde yönetilen stratejik merkezlere dönüştürülmelidir.
Bu vesileyle; İçişleri Bakanlığı’na ve Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne sesleniyoruz: İşlevsiz, liyakatsiz, sadece seçimden seçime veya şahsi egoları tatmin etmek adına aktif olan tabela dernekleri sıkı bir denetimle ya tamamen kapatılmalı ya da etkin yaptırımlarla proje üreten liyakatli kadroların kontrolüne bırakılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki; Liyakatle yönetilmeyen ve topluma katma değer sunmayan her dernek, sivil toplumun geleceğinden çalınmış birer tabela yükünden ibarettir.
BORA İZKÜBARLAS
ANALİST VE İŞ GELİŞTİRME UZMANI
(BA-BA-S) GAZİ KARS (KHA) / KAFKAS HABER AJANSI

