• ÖGEL TEPE REKLAM

Siyah perdeler kapladı ayrılığın çizgisini!

Dolunay Derneği Başkan yardımcısı Engelliler Birim Başkanı Kafkas Haber Ajansı (KHA) yazarı Faruk Ocak’ın “Siyah perdeler kapladı ayrılığın çizgisini” yazısı:

  • 06 Kasım 2019 13:33
  • A
  • A

Siyah perdeler kapladı ayrılığın çizgisini!

KAFKAS HABER AJANSI / BEDİR ALTUNOK

Dolunay Derneği Başkan yardımcısı Engelliler Birim Başkanı Kafkas Haber Ajansı (KHA) yazarı Faruk Ocak’ın “Siyah perdeler kapladı ayrılığın çizgisini” yazısı:

Bazen en güzel hikayelerimiz ummadığımız anda son bulur. Bütün güzelliklerimizin hayatımızın bir köşesinde takılı kalıp sonsuza kadar bizimle yol alabileceğini düşünürüz. Oysa gözlerimizi açıp kapayana kadar her şey gözümüzün önünde yok olup gitmiş olur. Ya biz bunları kaybetmişizdir ya da kendileri uçup gitmiştir. Bir ayrılık gün yüzüne çıkmıştır artık. Kurulan hayaller, döktüğümüz gözyaşları, sevgimizi ilettiğimiz insanlar hepsi bir ayrılık neticesinde yok olup gitmiştir. Hayatta bir yanınız eksik bakıyorsunuz, geride beraber yaşadığınız kahramanlarınız bile eksik. Bir şekilde ayrılığın getirdiği suratla başka bir maskeyle yaşıyorsunuz.

Bazen ayrılıklara dur diyemeyiz. Elinden tutmak istersin ama elinden kayıp gider. Sözlerini iletmek istersin boğazın düğümlenir. Arkasından bağırmak istersin sesin sadece yankılanır. Hayallerini kurarsın önüne siyah perdeler çekilir. İnsan çaresizce engel olamaz. Ağlamak istersin bu seferde gözyaşın akmaz. Kendimizi boşlukta hissederiz. Her gün güneşin üstümüzde dolaşmasını isteriz, bütün yağmur damlaları üstümüzde akar, karanlığın üstünde hedef tahtası oluruz, hayat bize sallar biz hayata, durur gideriz!

Günlerin içinde kayboluruz. Geceler gündüz, gündüzler gece olur. Kafamızın içindekiler dilimizde kelime olur, sözcük olur, duygu olur ama onu söyleyemeyiz çünkü gücümüz olmaz. Ayrılık; hepimizin ortak kanaati. Bir yanımızın boş kalması olarak görürüz. Farklı duygularla adlandırırız ayrılığı. Kimine göre ölüm, kimine göre sevdiğinden vazgeçmek, kimisine göre de yaşadığın yerden uzaklaşma ve sonuçta insanda bir burukluk oluşur.

Hep bir yere takılı kalırız ayrılığın getirdiği karanlığın içinde kendini arayan bir kuş gibi oluruz yalnız ve çılgınlar gibi. Öyle hisse kapılırız ki bir yerlerde kendimizi teslim ederiz en derinlere. Bazen sahil kenarında oltaya takılan bir yem bazen de bulutların içinde saklanan yağmur taneleri.

Rüyalarımı taciz eder gibi ayrılığın acısı içime dokunuyor. Vicdanım el vermiyor ayrılığa, dizelerime kadar işliyor sensizliğin titreşimi. Bütün yollar şahit oluyor ikimizin ayrılığına insanlar haykırıyor sözleriyle ayrılığın hikayesine.

Sen gidersin, o gider, biz gideriz, insanlar gider. Düşünceler kaybolur, ağaçlar solar, gökyüzü kararır ve ayrılığın görünmeyen güzel tarafını kendimle olan yalnızlığımla yaşarım. En içtenini kendi vicdanımla yaşarım. Ses eder vicdanım “uyan uyan kalbin seninle çırpıyor” der kalbim. En güzel zamanlarımı en güzel duygularımı ayrılıktan önce yaşarım. Güneş batımından önce kol kola dolaştığım sevdiğim, maç sırasında yaşadığım gol sevinci, gökkuşağı sonlanmadan önceki duygularım. İnsanlar şahit olur, bitkiler şahit olur, gökyüzü şahit olur en önemlisi kalbim ve gözlerim şahit olur. Yine de son bulur. Artık bütün yaşanmışlıklar ayrılığa zemin hazırlamıştır bile.

Öyle beklenir ki ayrılık her şey ile seni hissettirir. Yüzümde oluşan burukluk, elim de toplanan aşırı ısı, kalbimin aşırı atışları hepsi ayrılığın gün yüzünü oluşturdu artık. Ama gözümde hissettiğim o ayrılık hepsinden daha kötüdür. Denize bıraktığımız hayaller canlanır, beraber uçurduğumuz balonlar, şahitlik ettiğimiz gökyüzü hepsi sen de canlanır, gözümüzde yansır o neticede ayrılığın en kötü tarafını gözümüzde hissederiz.

FİKİRLERE AYRILIK İŞLEMEZ “10 KASIM”

Bazı ayrılıklar bizlerde derin üzüntüler bırakır. Adını bile koyamayız bu ayrılıkların. Bazen ölüm, bazen sevdiğimizden olan ayrılık. Bir tarafımız eksik kalır. Hepsinden öte bizim aklımızdan silemediğimiz bir ayrılık var bir burukluk yaşanır sol yanımızda. Ne diyebiliriz ki bu ayrılığa hangi göz şahit olur ki, hangi kalp dayanabilir. Ne derseniz deyin bu ayrılığa ama bunun bir tarihi var: 10 Kasım 1938. Bu ayrılık sarı saçlı, mavi gözlü, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal’in ayrılığıydı. Üzüntüler tümüyle üzüntü bırakır ama atamız üzüntüsünün yanında bir iz bıraktı düşünleriyle fikirleriyle.

Bazen sevinç bazen üzüntü yaşarız 10 Kasım’da. Bazen güneş doğar bazen yağmur damlaları doldurur ama her 10 Kasım günü bir sevgi seli yaşanır gönüllerimizde. Bazen Selanik’te, bazen Kars’da bazen Diyarbakır’da, bazen de Konya’da duygularımızla, geleceğe bakan gözlerle yaşarız ayrılığı. Gözlerden akan gözyaşı şahit olur atamızın ayrılığına, 10 Kasım sabahı sevgiler dile getirilir hoparlörlerden. Ama fikirlerimiz fırsat tanımaz ayrılığa, yinede çıkaramayız zihnimizde oluşan iyimser yanını.

Kimi zaman “Türk, Öğün, Çalış, Güven” sözüyle zihnimizde canlandırırız, kimi zaman da “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sözüyle anarız Atatürk’ü ayrılığını bile unuturuz. Ölen bir beden de olsa fikirleri ve düşünceleri entegre olur zihnimize. Bir toprakta yeşeren çicek gibi, topluma ayna olan bir lisan gibi.

Kimi zaman Anıtkabir’de bedeniyle birleştik, kimi zaman da okulda, sokakta fikirleriyle birleş-tik. Adını bile koyamadık ayrılığın. Bizim ayrılığımıza ister sevgi deyin, ister aşk deyin adına, ne denilirse denilsin: Atatürk’ümüzden, Cumhuriyetimizden, Vatanımızdan, Değerlerimizden, Fikirlerinden ayrılmadık.

(BA-BA-S) GAZİ KARS (KHA) / KAFKAS HABER AJANSI / BEDİR ALTUNOK

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.